İÇ GÜVENLİK YASASI AMICUS CURIAE RAPORU

İç Güvenlik Paketi olarak adlandırılan ve yasalaşma sürecinde, gerek TBMM’de gerekse kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan 6638 sayılı Kanun, “güvenlik sağlama” amacı ile “özgürlükleri tehdit” kaygısı şeklinde görünür bir ayrışma yaratmıştır. Bu ayrışma, siyasal çevrelerde, özellikle iktidar partisi ve muhalefet partileri arasında belirgin bir şekilde gözlenmiştir.

Söz konusu ayrışma, yasalaşma sürecinde şekle ilişkin birçok sorunu, Anayasa’ya aykırılık bakımından beraberinde getirmiş olmakla birlikte, içerik bakımından, yasada esasa ilişkin Anayasa’ya aykırılıklar, önplana çıkmış bulunmaktadır.

1 Nisan 2011’de kurulanve Anayasa Hukuku Uluslararası Derneği (IACL) üyesi olan ve Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği (ANAYASADER), bilimsel çalışmalarını, ulusal ve uluslararası ölçekte yürütmektedir. 25 Üniversiteden öğretim üyesi ve yardımcılarının üyesi olduğu ANAYASADER’in amacı; Anayasa Hukuku öğreti ve uygulamalarını izlemek, Anayasa Hukukunun ulusal ve uluslararası alanlardaki gelişimini incelemek, anayasal gelişmelere yönelik olarak Türkiye’nin bilimsel bilgi biriktirme ve Anayasa Hukuku bilimine ve uygulamasına katkılarda bulunmaktır.

 

İç Güvenlik Yasası Amicus Curiae Raporu

İç Güvenlik Yasası Amicus Curiae Raporu

Kaybettiğimiz Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ı sevgi ve saygıyla anıyoruz.

Prof.Dr. Mümtaz Soysal (1929-2019)

Fazıl Sağlam

 

İbrahim Kaboğlu, Sibel İnceoğlu, Mustafa Ertin, Arzu Becerik, Tolga Şirin ve Ece Göstepe’nin Mümtaz Soysal ile ilgili iletilerini buruk bir hüzünle okudum. Özellikle İbrahim Hoca’nın işaret ettiği “Dinamik Anayasa Anlayışı”, “Bugün’e nasıl gelindiğini açıklayabilecek kadar güncelliğini koruyor. Akşama doğru eve ulaşmak üzere yürürken Cumhuriyet’ten arayıp bir şeyler söylememi istediler. Donakaldım. “Şu anda ayaküstü ne söylesem içime sinmeyecek; beni affedin. Becerebilirsem belki bir yazı gönderirim” gibi birşeyler söyledim. Becerebilir miyim bilmiyorum.

Ama yazmayı düşündüğüm anılardan bir kesitini Mümtaz Hoca’yı anmak üzere sizlerle paylaşmak istedim:

1) İş Hukuku doktorası için gittiğim Köln’den döndükten sonra doğrudan SBF AYH kürsüsüne başvurdum. Benimle birlikte başvuranların sayısı otuzu aşıyordu. Önce dil sınavına girdik. Sınavdan sonra Bahri Hoca, Mümtaz Soysal hapiste olduğu sürece bilim sınavını yapmayacağını, resmen seçilmiş bir jüri olsa bile, kürsünün tüm elemanlarının görüşü alınmadan asistan belirlemenin kürsü geleneğine aykırı olduğunu, ama sınava katılma hakkımızın saklı tutulacağını, bu nedenle adreslerimizi ve telefon numaralarımızı sekretere bırakmamızı istedi. Gerçekten de bir yıl kadar sonra yeniden sınava çağrıldığımda, Mümtaz Hoca, hapisten yeni çıkmış kısa saçlarıyla sınavı dinleyici olarak izliyordu. Böylece kürsüdeki ilk ciddi eğitimimi giriş sınavı sırasında aldığımı söyleyebilirim.

2) Yetmişli yılların ikinci yarısında SBF’de İnsan Hakları Merkezi kurulmuştu. İki yıl kadar önce o merkez kapatıldı ve tabelası kurtarılarak Cem Eroğul ve benim de katıldığım bir törenle Mülkiyeliler Birliği girişine çakıldı.  Merkezin ilk uluslararası Toplantısı, Tarabya Otelinde yapılmıştı. Üç gün süren toplantıda Türkiye adına bildiriyi Mümtaz Soysal sundu. Aynı toplantıda ÜNESCO İnsan Hakları ve Barış Bölümü Müdürü Karel Vasak, Unesco’nun bu yıl ilk kez vereceği insan hakları eğitimi ödülünün Mümtaz SOYSAL’a verildiğini açıkladı. Mümtaz Hoca’nın bildirisi misafirlerde çok büyük bir ilgi uyandırmıştı. Sorular arka arkaya gelmeye başladı. Önceleri ayırdına varamadım, ama, birden ilginç bir olay dikkatimi çekti: Mümtaz Hoca kendisine hangi dilde soru sorulmuşsa, büyük bir doğallıkla aynı dilde cevap veriyordu. O gün Mümtaz Soysal bana yalnızca Hocam olarak değil, gerçek anlamda uluslararası kapasitede bir bilim adamıyla aynı kürsüsünde olmanın onurunu yaşattı.

3) Derslerini dinlemekten büyük bir keyif alıyordum. Sınıfa girdiği zaman konuşmaların kesilmesi için hiç hareket etmeden beklerdi. Kimi zaman bu bekleyiş, sınıfta çıt çıkmayana kadar sürerdi. Sonradan öğrendim. Bu tavır öğrenciler ve asistanlar arasında “Mümtaz çekmek” olarak anılıyormuş. Öğrenciye bağırıp çağırmadan sınıfta sessizlik sağlamanın inceliğini ondan öğrendik. Öğrenci boykotlarının hâlâ süregeldiği bir dönemde pos bıyıklı babayiğit bir öğrenci sınıfa daldı. “Haydi arkadaşlar boykot kararı var; herkes dışarı!!!” diyecek oldu. O vakur sâkinliği ve soğukkanlığlığı ile tanıdığımız Mümtaz Soysal, bir anda “Sen kimin dersinden öğrenci alıyorsun” diye parlayıp öğrencinin üzerine yürüdü ve yaka-paça dışarı attı da öğrencinin gıkı çıkmadı. Hiç unutamadığım olaylardan biridir.

4) Kamu Hukukçuları Platformu’nun ikinci toplantısı Kıbrıs’ta yapıldı. Toplantının ikinci gününde 3. Oturum, Anayasal Demokrasi ve Üniter Devlet” başlığını taşıyordu. Oturum Başkanı Mümtaz Soysal’dı. Bildiriyi İbrahim Kaboğlu sunacaktı. Attila NALBANT ,Sezgin TANRIKULU ve İlker Gökhan ŞEN yorumcu olarak katılacaklardı. Toplantıya on gün kala Kaboğlu, Nalbant ve Tanrıkulu birkaç gün arayla önemli mazeretleri olduğunu bildirdiler. Kısacası Mümtaz Bey’in yöneteceği bir oturum kalmamıştı. Telefona sarıldım. Durumu anlatmaya çalıştım. Sesim titriyordu. Muzip bir ses tonuyla “Ne yani, sen şimdi benden bu boşluğu dolduracak bir konuşma mı bekliyorsun?” diye sordu. “Evet Hocam. Tam da bunu istiyorum, ama bir hafta kaldı, söylemeye dilim varmıyor.” diye cevap verdim. “Tamam, tamam sakin ol” diye beni rahatlattı. “Merak etme ben bu konuşmayı yapacağım. Benden sonra o genç arkadaş da katkısını sunar” dedi ve Kıbrıs’a gelip bir saatlik bir konferans sundu. Gerisin ben anlatmayayım.  Lütfen, “Küreselleşen Dünyada Anayasal Demokrasi” başlıklı kitabın 313 – 360. sayfaları arasındaki bölüme bakın ve Mümtaz SOYSAL’ın yaptığı konuşmayla nasıl bir canlı tartışma ortamı yarattığını okuyun.

Kendisini minnet, sevgi ve saygıyla anıyoruz. Işık içinde yatsın.

 


Cem Eroğul

Mümtaz Hoca’nın öğrencisi olma mutluluğunu 1962-63 ders yılında, doçent olarak verdiği ilk derste yaşadım. “Ders nasıl verilir?” dersinin heyecanını, o yıl kana kana tattırdı bize. Dört yıl sonra da “kürsüdaş” olduk. 1973’te, doçentlik jürimin en genç üyesiydi. Fazıl o günleri çok iyi bilir. Oğlum henüz bir yaşını tamamlamamışken, eşim bir türlü teşhis edilemeyen ama yirmi küsur gün boyunca ateşini sürekli 41’de tutan çok ağır bir hastalık geçirmekteydi. (Sonradan paratifo olduğu anlaşıldı, ama kalp zarı iltihabı şüphesiyle kardiyolojide yatıyordu.) Onları o halde Ankara’da bıraktım ve Fazıl sayesinde İstanbul’a gelip sınava girebildim. Ankara’dan hâlâ haber gelmemişti. Sınavı kazandığım tebliğ edilince bayılacak haldeydim. Kendime en yakın gördüğüm Mümtaz Hoca’ya sarılmak istedim. Ama o beni  itti! Meğerse erkek erkeğe öpüşmezmiş. Çok bozuldum tabii. Ama kısmet şu ki, aradan yıllar geçtikten sonra, Mülkiye’de bu sefer ben sekseninci yaşını kutlama toplantısını düzenleyince, o kadar mutlu oldu ki, toplantı sonunda kalkıp sahneye geldi ve sarılıp beni öptü. (Hoca’nın huyu bilindiğinden, salondan anlamlı gülüşme sesleri gelmedi desem yalan olur!)
Tek sözcükle, son derece değerli, gerçekten de “dört dörtlük” bir insandı Mümtaz Hoca. Işıklar içinde yatsın.

İbrahim Özden Kaboğlu
Mülkiye Mektebi Dekanı Profesör Doktor Mümtaz Soysal, Dinamik Anayasa Anlayışı kitabı nedeniyle 12 Mart cuntası tarafından hapse atıldı ve askerî yönetimde Anayasa değişikliği yapılırken kendisi fikrinin bedelini fiziğiyle ödedi. Yaklaşık elli yıl sonra, yine olağanüstü ortam ve koşullarda, Anayasa değişikliği sırasında bu kez asistanları ve öğrencileri gece yarıları üniversitelerden atıldılar, mahkeme kapıları bile kendilerine kapatıldı. Kamusallığın, ulusallığın ve sosyalliğin savunucusu olan Mümtaz Soysal’ın kamusallık bakımından özelleştirmenin satış işlemine dönüştürüldüğü bir ortamda ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Kendisini saygıyla anıyoruz. Hukuk devleti yolunda anayasacıların daha çok işinin olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
Hocam, sizin anılarımızı yaşatacağız.

Demirhan Burak Çelik

 

Kendinden söz etmeyi seven bir kişi değilim. Bu yüzden aşağıdaki satırları ancak yazabildim. Ama söz konusu Mümtaz Soysal olunca yazmasam olmazdı, kendimden söz etmeden de anlatmak istediklerimi anlatamazdım gibi geldi…

Mümtaz Hoca, birçoğumuz gibi benim de anayasa hukuku alanındaki rehberlerimdendi. Lise sonda arkadaşlarım harıl harıl test çözerken benim elimde iki kitap vardı: Server Tanilli’nin Devlet ve Demokrasi’si ile Mümtaz Soysal’ın 100 Soruda Anayasanın Anlamı… Üniversite sınavından önce kararımı vermiştim. Mümtaz Soysal gibi “anayasacı” olacaktım.

Hukuk 1’deyken babası avukat olan bir arkadaşım bir gün elinde Anayasaya Giriş’in ilk baskısı ile gelmiş ve bana hava atmıştı. Sonradan o kitabı okuduğumda da adeta büyülenecektim. Ve tabii Dinamik Anayasa Anlayışı’nı. Bu kitaplarla, bilmeden kullandığım “anayasacı” teriminin ete kemiğe büründüğünü; anayasanın gerçek anlamının ancak tarihsel, toplumsal ve siyasal bağlamı içinde ele alındığında kavranılabileceğini öğrenecektim.

Mümtaz Hoca’nın 1995 anayasa değişikliği sırasındaki katkısını da taptaze bir hukuk öğrencisi olarak heyecanla izlediğimi ve sırf onu dinleyebilmek için Meclis TV’yi takip ettiğimi anımsıyorum.

Ankara Hukuk’tan sonra Mülkiye’de yüksek lisansa başlayınca, sevgili Hocam Cem Eroğul’un odasında Mümtaz Soysal’ın bir fotoğrafını görmek şaşırtmamıştı beni (Şimdi o fotoğraf sevgili dostum Murat Sevinç’te sanırım). Ama yine yüksek lisans sırasında şaşırdığım bir olay oldu. Yüksek lisans derslerinin yanında hem Cem Hoca’nın Anayasaya Giriş hem de rahmet, sevgi ve saygıyla andığım Yavuz Sabuncu’nun Türk Anayasal Düzeni adlı lisans derslerini izliyordum. Bir gün derslikte Cem Hoca’yı beklerken karşımızda Mümtaz Soysal’ı buluverdik. Öğrenciler, kitaplarının yanında Dışişleri Bakanlığı, özelleştirmelere karşı mücadelesi ve köşe yazarlığı dolayısıyla tanıdıkları bir adı kürsüde görünce bir uğultudur başladı. “Aaa”lar, “Ooo”lar, garip ama “Mümtaaz” diye bir sesleniş… Mümtaz Hoca ise kürsüde hiç konuşmadan bekliyordu (Sevgili Fazıl Sağlam Hocamızın belirttiği gibi “Mümtaz çekiyormuş“). Sınıfta çıt çıkmayana dek sabırla bekledi ve sonra Türkiye’nin anayasal tarihini ve temel anayasal sorunlarını her zamanki gibi son derece akıcı ve dinamik üslubuyla bir çırpıda özetleyiverdi.

Mümtaz Soysal, kendisinden dinlediğim bu ilk ve tek derste, bütün büyük hocalar gibi
“ders içinde bir ders” de verdi. Hoca, arada İngilizce bir cümle içinde ülkemizden söz ederken “Turkey” dedi. O sıra “Turkey değil Türkiye” modası başlamıştı. Bunun etkisiyle olacak, müdahale edip “Türkiye, Türkiye” diye seslenenler oldu. Mümtaz Hoca önce anlamadı, sonra “Haa, şimdi böyle diyorlar değil mi, hindiden dolayı” deyip gülümsedi. “Ama buna takılmaya gerek yok. Amerikalılar o hayvanı bizden gördükleri için adına turkey demişler; biz Hindistan’dan geldiğini düşündüğümüz için hindi demişiz; Mısırlılardan görseydik mısrî diyecektik” dedi ve ekledi: “Bunlar boş işler. Böyle şeylerle uğraşmayın. Siz Türkiye için iyi şeyler yapmaya, Türkiye’yi geliştirmeye, ilerletmeye bakın.”

“Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin.” Mümtaz Soysal bana hep Tevfik Fikret’in “Bir Tasvir Önünde” şiirinin bu son dizesini anımsattı. Evi bombalandığında da, Mülkiye Dekanıyken gözaltına alınıp tutuklandığında da, Dışişleri Bakanlığında da, özelleştirmelere karşı mücadelesinde de, kimi zaman bırakın kendinden farklı düşünenleri kendi mahallesindekilere bile fazla aykırı görünen görüşleri yazarken de. Hak bellediği yoldan sapmadı.

İyi ki vardı Mümtaz Hoca, iyi ki bu dünyadan geçti. İyi ki onun öğrencisi olduk…


Murat Sevinç

Benim için Mümtaz Soysal, tüm nitelikleri ve tarihi bir yana, 1988’de ders aldığım bir ‘hoca.’ Doğrusu, öğrencilerinin hayranlığını kazanmış bir hoca. Mümtaz Hoca’dan ders alıp onun hocalığından, ders anlatma şeklinden, o dersin lezzetinden etkilenmemiş kimse yoktur.

Prof. Mümtaz Soysal 11 Kasım 2019 Pazartesi günü, vefat etti.

Eski ‘Kürsü’mün temel taşı olan hocalarındandı.

Mümtaz Soysal yalnızca kürsü hocası değildi. 1961 Anayasası’ndaki emeği, o dönem hocalarının bazı klasik siyaset bilimi eserleri çevirilerindeki rolü (örneğin meşhur Federalistler’in bir kısmını Türkçe’ye kazandırmıştır.), 1960’ların düşünce yaşamına damga vurmuş YÖN Dergisi yılları, 12 Mart’ta ‘SBF Dekanı’ iken ders anlattığı esnada askerlerce alınıp cezaevine konulması, 12 Eylül günleri, Kıbrıs sorunu, özelleştirmelere karşı tavrı ve çabası, siyaset ve kısa süren bakanlık günleri, Cumhuriyet gazetesinde tamamladığı köşe yazarlığı, particilik… Yalnızca bir iki durak, Hoca’nın yaşamında.

Çok uzun yıllar akademi, düşünce yaşamı ve siyasete damga vurmuş bir ‘Cumhuriyet kuşağı’ aydını Mümtaz Soysal. Düşüncelerini benimseyenler kadar, kuşkusuz benimsemeyenlerin de olduğu bir akademisyen. Buna mukabil düşüncelerine karşı olup kayıtsız kalamayanların da, saygıda kusur etmediği, önemli bir ‘figür.’ Günümüz ‘sosyal ve sosyal olmayan kızgın medya kazanının’ en ateşli mensupları için pek bir şey ifade etmez belki ama, sizi sevmeyenlerin de asgari saygısını kazanmak, eskilerde önemli bir meziyetti.

Benim için Mümtaz Soysal, tüm nitelikleri ve tarihi bir yana, 1988’de ders aldığım bir ‘hoca.’ Doğrusu, öğrencilerinin hayranlığını kazanmış bir hoca. Mümtaz Hoca’dan ders alıp onun hocalığından, ders anlatma şeklinden, o dersin lezzetinden etkilenmemiş kimse yoktur. 1995 Aralık ayında, o tarihte artık ders vermediği Anayasa Kürsüsü’nde asistan olduktan sonra ise, yazıp çizdiklerinden çok yararlandığım ve öğrendiğim bir anayasa hocası.

Çarşamba günü defnedilecek. Sevgi Soysal ile aynı kabristana…

Hoca’nın yıllarını verdiği SBF Anayasa Kürsüsü’nün eski bir mensubu olmaktan, onur duyuyorum. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Aşağıda okuyacağınız satırlar, Gazete Duvar için kaleme aldığım ilk kitap yazısı. Bu incecik kitabın, Türkiye’de bugüne dek yapılmış en iyi ‘anayasa okuması’ olduğu kanısındayım. Hoca’yı, çok sevdiğim çalışmasıyla anmak istiyorum: Dinamik Anayasa Anlayışı

İlk kitabın ‘gündem’ açısından anlamı çok büyük. Anayasacılığımızda çok ama çok önemli bir eser olmasına karşın ne yazık ki kimi genç meslektaşların da haberi yok!
Kitap, Prof. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı adlı eseri. 1969’da yayımlanmış. Ana başlığın altındaki alt başlık şöyle: Anayasa Dialektiği Üzerine Bir Deneme. A.Ü. SBF Yayınları içinde 272 numaralı yayın. O zamanlar SBF’nin böyle değerli yayınları var, kitap basıyor. Hatta müthiş bir çeviri furyası içindeler. Siyaset biliminin çok temel ve değerli eserlerini çeviriyor, sosyal bilimlerin büyük isimleri.

Prof. Mümtaz Soysal, hem anayasacılığımız hem de siyasi tarihimiz açısından önemli bir akademisyen, siyasetçi, entelektüel. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı adlı yalnızca ‘114 sayfalık’ çalışması, bana kalırsa bir anayasanın nasıl ele alınması, yorumlanması, anayasaların hangi ‘değerlendirmelere’ açık ya da kapalı olduğunun saptanabilmesini anlatan en yetkin eserlerden biri. Soysal’ın alanımıza çok değerli bir katkısı. Kitabın ilk paragrafının ilk cümlesi, günümüz Türkiye’si açısından gerek anayasa tartışmalarının bir ülkenin siyasal düzeniyle ne kadar iç içe olduğunu göstermesi, gerekse bu ilişki nedeniyle aslında siyasal olan tüm alt üst oluşların nasıl anayasal tartışma şeklinde ortaya çıktığını sergilemesi açısından anlamlı:

“Anayasa sözünün bıkkınlık verecek kadar sık kullanıldığı başka bir toplum bulmak herhalde çok güç. Türk toplumu, her tartışmasında, her yazısında, her söylevinde ‘anayasa’ sözünün edildiği bir toplum oldu.” (s.1)

Bir anayasanın nasıl okunması gerektiği ya da okunabileceğini anlatıyor metin. 1961 Anayasası’nın yorumuna yönelik hazırlanmış görünse de genel çıkarımlar yapmak mümkün. Hoca’nın sözcükleriyle: “Anayasa ancak dialektik görüşün yarattığı bir dinamizmle uygulanırsa ayakta kalır; kendi içindeki görünüşleri aşıp daha sağlam temellere oturtulmazsa çöker. Kitap… durgun gözüken dengelerden yaratıcılık çıkarabilmenin yollarını araştırmak amacıyla yazıldı.”

Şimdiki zaman açısından bizleri çokça ilgilendiren kısım, özellikle 27 Mayıs öncesindeki anayasa sistemine ilişkin değerlendirmeler. Bakalım:

Anayasalar sonsuza dek ayakta kalacak metinler olamaz. Bu nedenle önemli olan, gelişmesinin belirli bir noktasında bulunan toplumda, siyasal yaşamı belirleyen temel metnin nasıl olması ya da nasıl yorumlanması gerektiği. Demek ki Soysal’a göre anayasalar kaçınılmaz şekilde toplumsal yaşamın ‘bir aşamasını’ yansıtır. 2017 Türkiyesi için de geçerliliğini koruyan bir saptama yapıyor Soysal:

“Son yıllarda, Türkiye’deki hukuk tartışmalarının en belirli özelliği, neredeyse geçen yüzyılları hatırlatacak bir kutuplaşmanın görülmesi: Bazıları hükümlerin hurda ayrıntıları ve kelimelerin ince anlamları arasında ‘pozitivist’ bir titizlikle kaybolurken, bazıları, özellikle haklar ve özgürlükler konusunda, pek yüce ve soyut sözler ederek ‘doğal hukuk’ alanına doğru kaymaktadırlar.”(s.3)

Ardından kendi çalışmasının iki kutuptan da biraz uzaklaşacağını vurguluyor. Yazar, bir anayasa (örneğin 1961) toplumun belli bir aşamasında neyi sağlamak için ortaya çıkar? sorusunu yöneltiyor. Asıl sorulması gereken bu değil mi? Hele ki sürekli yeni anayasaya gereksinim durulduğu söylenen bir dönemde, ‘ne için anayasa?’ sorusu, ilk ve temel soru olmalı.

Soysal bu minval üzerinde ilerliyor: Anayasa yalnızca bir dönemin endişelerini gidermek için mi yapılır, yoksa metnin içine işleyen daha derin bir amaç mı vardır? Ardından gelen sorular, böyle bir amacın olduğu varsayımından hareket ediyor. Eğer bir anayasanın derin anlamı varsa, bu anlam o metnin kendi içinde bulunan ilişkilerden çıkarılmaya çalışılabilir:

“İncelemenin pozitivist tutuma yaklaşan yönü burada: aranan anlam, yapıcıların sübjektif amaçlarında değil, metnin kendi içinde, ortaya konan yapıtın özünde aranmaktadır. Öte yandan, yine de bir ‘amaca göre’ yorum söz konusu.” (s.5)

Demek ki bir metnin anlamlandırılmasında, yaratıcılarının öznel amacı önemli ama bir de metnin ihmal edilmemesi gereken kendi iç dinamikleri var. İkisi de göz önünde bulundurulmalı. Anayasa hukukunun başlıca kaygısının denge aramak olduğunu hatırlatan Mümtaz Soysal, ardından, bunun özgürlük ve otorite arasında soyut bir ‘denge yaratma’ çabası olmaktan öte, sosyal güçler arasında olabildiğince uzun sürecek bir ‘denge arayışı’ olduğunu vurguluyor. Bu denge, bazen egemen olana hizmet eden bir fren, bazen de gelişme olanakları arayan güçler için ayrılmış bir alan olabilir. Ama sonuçta denge arayışı hep var.

Soysal 1961 Anayasası’nın çok partili yaşamı bambaşka temellere oturtan bir metin olarak değerlendirirken, diğer yandan tarihsel oluşum içinde “keskin bir viraj” olduğu değerlendirmesine de katılmıyor. Tanzimat’tan o güne (27 Mayıs) gelen bir oluşum çizgisi söz konusu ve 1961 Anayasası bu çizginin bir uzantısı. Ancak çok da doğal kabul edilemeyecek bir uzantı. Tabii 1961 Anayasasını hazırlayanlar ve hazırlayıcıların, 27 Mayıs’ı destekleyenlerin anayasaya ilişkin genel görüşü, 1924 Anayasası’nın yanlışlıkları/eksikliklerine bir tepki olduğu yönündeydi. Soysal bu kanıyı eleştirip 1924 Anayasasına ‘insaflı’ yaklaşanlardan. İktidarın (DP) hatalı davranışlarıyla Anayasa’nın eksiklikleri arasında bir ayrım yapılması gerektiği kanısında. Tabii bu itiraz bugün için de çok önemli çünkü siyasal alandaki sorunların nedeninin yalnızca anayasaların metninde aramanın olumsuz yanı, çözümün de madde değişikliklerinde aranması oluyor. Soysal’ın ifadesiyle:

“…muhalefet partilerinin üzerinde durduğu sorunlar, ancak anayasayla ilişkili olarak çözümlenebilecek sorunlar niteliğine bürünmüştür… kurumsal ve kuralsal çözümlerin kolaylığı, bu durumda rol oynayan en önemli etken: Parlamentodaki çoğunluğun anayasaya aykırı tutumlar içine düştüğü durumlarda, anayasaya uygunluğun yargısal denetimini savunduğunuz ya da tek meclisin aceleciliği karşısında iki meclisliliğin erdemlerini saydığınız zaman, hem somut hem de başka yerde denenmiş çözümler ileri sürmenin rahatlığı içindesiniz… Buna bir de Türkiye’deki politika kadrosunun büyük ölçüde hukukçulardan kurulu oluşunu da eklemek gerek: Kurallara ve kurumsal düzenlemelere dayanan çözümler, hukukçu yaklaşımına daha uygun geliyor.”(s.10)

Bu saptama günümüz için de fazlasıyla geçerli değil mi? Her siyasal açmazı anayasal bir sorunmuş gibi gösterip, normların korunaklı dünyasına havale etmek. Yakıcı demokrasi sorunlarının, anayasa metnindeki iki maddenin değiştirilerek çözülebileceğini varsaymak.

Anayasaların, inişli çıkışlı bir çizgi üzerinde, toplumsal güçler arasındaki mücadelede denge kurmaya çalışan metinler olduğunu düşünmeliyiz. Soysal’ın dinamizmini, bir metnin kendi içindeki ‘hareketliliği/esnekliği’ olarak algılamanın yanı sıra, metinler tarihinde işgal ettiği yerin, diğer metinler üzerindeki belirleyiciliğini de kapsadığını varsaymak herhalde çok da yanlış olmaz. Çünkü anayasa tarihi inişli çıkışlı da olsa, keskin virajlar dönmek zorunda da kalsa, darbelerle kesintiye de uğrasa, sonuçta her adımda bir öncekinin izini bulmak mümkün. Yalnızca Türkiye’de değil, kurumlar ve anayasalar tarihinin incelendiği her yerde, en devrimci görünen değişikliklerin dahi az ya da çok bir süreklilik arz ettiği görülebilir. Hâl böyleyken tarihi ve geleneği yadsımak anlamlı ve gerçekçi olmayacağı gibi mümkün de değil.

Nitekim bu nedenledir ki anayasacılığımıza dair çalışmalar, 18. yüzyıl sonu Osmanlı İmparatorluğuna, anayasal belgeler tarihi ise 1808 yılında ilan edilen Sened-i İttifak’a dek götürülür. Aslında hep olan o hattı kavrayabilmek ve eğer varsa, kesintilerin içeriğini anlamlandırabilmek için. Anayasa metinleri, hukuk metinleri, yoruma muhtaçtır. Canlıdır. Kuru sözcüklerden ibaret değildir. O zaman, Hoca’nın kitabının en ilgi çekici/özgün başlıkları olan ‘Açıklık ve Kapalılık’ (69) ve ‘Kuralların Dinamizmi’ (87) ile bitsin yazı.

Bir anayasa neye açıktır, neye kapalıdır?

Soysal’a göre anayasa renksiz, boş bir kutu değil. Yani, her sisteme eşit mesafede olmaz anayasa metinleri. Anayasaların elbette ideolojik bir rengi var ve bu renk, toplumun belli bir döneminde, o toplum içinde karşılaşıp bir araya gelen ve dengelenen güçlerin ideolojik ortalamasını yansıtır. Değil mi ki anayasaların ideolojik bir renk taşıdığını kabul ettik, o zaman ‘anayasanın tarafsızlığı’ kavramı, onun kendi rengi dışındaki ideolojik tutumlara göre değişen, ‘nisbi’ bir kavram olur. Anayasanın kendisi bir ideolojik görüş taşıyabilir ve bu şekliyle, kuşkusuz, başka görüşlere açıklanma, örgütlenme ve gerçekleşme bakımlarından değişik ölçülerde bir rahatlık da sağlayabilir: “Anayasanın ideolojisi budur demek başka bir şeydir, Anayasanın bu ideolojiden başkasına kapalı olduğunu söylemek başka şey.” (71) Yani bir şeyin ‘olmaması’ ile bir şeye ‘kapalı olmak’ arasındaki fark. Bu saptamaların ardından Soysal, 1961 Anayasası’nın hangi ideolojilere, partilere açık olduğu konusunda ve ayrıca temel hak/özgürlüklerin nasıl yorumlanabileceği üzerinde yorum yapıyor.

Soysal’ın, ‘kuralların dinamizmi’ kavramı ile anlatmak istediğiyse, herhalde bugün en çok gereksinim duyduğumuz şey. İlkelerin özgürlükçü yorumunun olanaklılığı ve gerekliliği. Bazen kurucuların dahi hiç düşünmediği şartlar doğabilir ve bu ‘objektif’ koşullar anayasa metnine toplumun tarihsel gelişme çizgisine uygun, çok daha anlamlı bir amaç kazandırır. Ancak bu, kuşkusuz yalnızca yargı organlarının keşfedebileceği bir anlam değil. Hoca’ya göre, anayasanın yanlış raylarda kaybolmasını önlemek, hukukçuların hepsine düşen bir ödev.

Mümtaz Soysal’ın eseri, hem güncel anayasa tartışmaları hem de konunun meraklıları açısından eşsiz değerde, önümüzde kapılar açan, düşünmeye sevk eden bir kitap. Bilimin işlevi de buydu değil mi?


Dinçer Demirkent

Mümtaz Hoca’yı öğrenciliğimde iki defa dinledim, biri, büyük amfide, ben bu okula neden bu kadar geç girdim dedirtecek kadar heyecanlandıran bir “eski hoca” dersinde; diğeri de Şeref Salonu adlı, eski dekanlarımızın bazen korkutucu olan fotoğraflarının önünde konuşurken. Fakat elbette hocanın bende bıraktığı en etkileyici izler buralarda oluşmadı.

Gidenlerin ardından yazmak zor, insan kendine saklıyor, saklamak istiyor. Aslında konuşunca, yazınca da biraz kendine konuşuyor, kendine yazıyor. Türkiye’nin sayılı entelektüellerinden, en önemli anayasa hukukçularından biri olan Mümtaz Soysal’ı kaybettik. Çok yazı okudum, anı dinledim birkaç gün içinde. Tanıyan herkeste izi büyük bir insan, entelektüel, hoca… Öyle olunca herkes, kalan izler sadece kendinde kalmasın istiyor. O iz bırakan teması, öncelikle en etkileyici olanını anlatıyor.

Mülkiye’de kayıpların ardından törenler olur. Öğrenciliğimden beri hepsini izledim. Sütunlu salonda, tarihi kabartma haritanın hemen yanına getirilen beden ile konuşulur. En son, zor zamanların Mülkiye Dekanı Cevat Geray’ı uğurlamıştık o salondan. Zor bir zamandı yine, hangi kuşak şöyle rahat soluyabildiği bir zamana-mekana güvenebildi ki bu ülkede. Cevat Hoca’nın o salondan çıkışı, orada olup bitenler, hocanın bedeni ile yapılan konuşmalar birçoğumuzun o kapıdan ayrılışına o kadar benzedi ki… Çok daha öncesinde kürsümüzün hocası Yavuz Sabuncu’yu uğurlamıştık aynı yerden. Doktorama başlayalı altı ay olmuştu henüz, bitemeyecek bir dostluğu en güzel anlatan şeyin yarım kalan bir konuşma olduğunu öğrendim o gün, yine kürsümden öğrendim. Hâlâ öğrendiğim en önemli şey olduğunu söyleyebilirim bunun.

Mümtaz Hoca’yı öğrenciliğimde iki defa dinledim, biri, büyük amfide, ben bu okula neden bu kadar geç girdim dedirtecek kadar heyecanlandıran bir “eski hoca” dersinde; diğeri de Şeref Salonu adlı, eski dekanlarımızın bazen korkutucu olan fotoğraflarının önünde konuşurken. Fakat elbette hocanın bende bıraktığı en etkileyici izler buralarda oluşmadı. Mümtaz Hoca’yı önce başka suretlerde tanıdım. Örneğin öğrencisi olmanın mutluluğunu her zaman taşıyacağım Murat Sevinç’in lisans birinci sınıfa verdiği dersleri asistanı olarak izlemek – izlemek, çünkü asistan doktorası bitene kadar ancak pedagojik amaçlarla birinci sınıf öğrencisinin karşısına çıkarılırdı kürsümüzde- için girdiğimde saydığı isimleri ve bu dersin onların da dersi olduğunu hatırlattığını duyduğumda tanıdım. Öğrencisi olmaktan onur duyduğum Cem Eroğul’un, Birgün Gazetesi’nin Kitap Eki’nde kendi kitabı üzerine çıkan bir yazıya ilişkin telaşını gördüğümde tanıdım Mümtaz Hoca’yı. Çünkü yazıdaki, kendi yazmadığı ve kendi sorumluluğunda olmayan bir cümle sanki Cem Eroğol’un bütün meslek hayatını çalmıştı. Yazacağı bir notu yayımlatacağımızı söyleyerek biraz olsun sakinleştirebilmiştik hocamızı. Bunu paylaşmanın bugünün akademisine de kürsümüzden düşülen bir not olacağını düşünüyorum:

Prof. Dr. Cem Eroğul’un açıklaması

Sayın Yetkililer,

Birgün gazetesinin 4 Temmuz 2014 günlü kitap ekinde, benim Demokrat Parti kitabımla ilgili bir tanıtma yazısı çıktı. O yazıda, sanırım unutkanlık nedeniyle yapılan bir yanlışı düzeltmek isterim.

Yazıda, benim Anatüzeye Giriş kitabımla ilgili olarak, “anayasal gelişmeleri toplumun tarihselliği ve bütünselliği içine yerleştirerek yazılmış ilk anayasa ders kitabı” deniyor. Oysa bu tanıma tam uyan ilk kitap Mümtaz Soysal’ın 1969’da yayınlanan Anayasaya Giriş kitabıdır. Benim sözü edilen kitabımın ilk basımı ise 1993’te, yani Mümtaz Bey’in kitabından 24 yıl sonra yapılmıştır.

Hak yememek için, lütfeder de bu açıklamayı yayınlayabilirseniz size minnettar kalırım.

Cem Eroğul

Mülkiye Anayasa Kürsüsü’nün bütün o büyük adları ve eserleri arasında Mümtaz Soysal ile gerçek karşılaşmam ise onun iki eseri ile oldu: Yukarıda bahsedilen, suçlanması-cezalandırılmasıyla da ünlü olan 1969 tarihli Anayasaya Giriş ve aynı yıl yayımlanan, aşılamamış bir yöntemin ortaya konduğu, hukukçular tarafından aşılması zor bir üslup ile kaleme alınan Dinamik Anayasa Anlayışı: Anayasa Diyalektiği Üzerine Bir Deneme. Gerçek bir karşılaşmanın her daim sert bir temas içereceğini çok önce öğrenmiştim. Lisans öğrenimimde “ne kadar iyi kitaplar” diye okuduğum bu iki eser, doktoramı yazarken kimi zaman ikna etmeye çalıştığım, çoğu zaman başaramadığım, kavga ettiğim eski birer dost, yeni birer düşman oldu bana.

Tezimin başlığı “Türkiye’nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin Dinamik Kavranışı” idi. Kavgalarımın ve ikna çabalarımın sonucunda çıkan akrabalığı özetle şöyle açıklamıştım:

Burada Mümtaz Soysal’ı ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde anayasa öğretiminde onunla başlayan bir yöntemi anmak gerekir. Mümtaz Soysal, ‘Dinamik Anayasa Anlayışı’ kitabında bir anayasa diyalektiği geliştirdiği iddiasında bulunmuştur. 1961 Anayasası’nın kabulünden sekiz yıl sonra yazılan eserde, anayasanın dayanıklılığı sorusu üzerine düşünen Soysal dinamik anayasa ile anayasanın açıklığı ve kapalılığı sorununu gündeme getirmiştir. Anayasa’ya örneğin siyasal partilere açıklığı, düşünceye açıklığı, haklara açıklığı bakımından bütünlüklü olarak bakmanın, anayasacıları onu statik bir metin olarak okumaktan kurtaracağını yazmıştır. Bu yöntemi, metnin lafzını temel alan pozitivistlerin ve felsefi alanda konuşmaya eğilimli doğal hukukçuların yöntemlerini aşan bir yöntem olarak sunmuştur. Soysal’ın dinamik anayasa anlayışının kaynağında da anayasaların toplumdaki siyasal çatışmaların sonucu oluşan dengeye dayandığı, dolayısıyla anayasa hukukunun siyasal çatışmaların tarihinden bağımsız ele alınamayacağı yaklaşımı vardır. Bu yaklaşım, Mümtaz Soysal’ın Anayasaya Giriş ve Cem Eroğul’un Anatüzeye Giriş kitaplarında kendini göstermektedir. ‘Dinamik’ nitelik bakımından Soysal’dan esinlenen bu çalışmada geliştirilmeye çalışılan yaklaşım ise, siyasal topluluğun çatışma, içerme ve dışlama mekanizmalarını temel almaktadır.

Bu yöntemi öteye taşıma tasarımı ne kadar gerçekleştirebildim bilmiyorum fakat bazen hüzünle farkına vardığım şey, benim Mümtaz Hoca ile kurduğum temasın, eseriyle kurduğum dostluğun ve ettiğim kavgaların Mülkiye’nin koridorlarında, odalarında, dersliklerinde yaşanmış onca temasın kurumsallaşması ile oluşmuş bir kürsüyle olmasıydı. Mümtaz Soysal o kürsüde bir geleneği başlatmış, taşımış ve sürdürmüş büyük hocaydı.

Saygıyla…

 

 

YENİ ANAYASA YAPIM SÜRECİ HAKKINDA ÇALIŞMA

12 Haziran 2011 yasama seçimlerinden sonra, 1982 Anayasasını tümden yenilemek amacıyla TBMM taarfından başlatılan çalışmalar, iki yönlü bir özellik taşımaktadır: TBMM içi ve topluma dönük yönü. TBMM Başkanı Sayın C. Çiçek başkanlığında oluşturulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu (AUK), anayasa süreci üzerinde bir çalışma takvimi belirledi. 15 maddelik bu takvimin topluma dönük yönü, başta üniversiteler gelmek üzere, toplumun bütün kesilerinden anayasa sürecine katkı istenmiş olmasıyla ilgilidir.

AnayasaRaporuCalismasi

 

Raporu okumak için kapağa tıklayınız

Anayasa Hukuku Dergisi 7. Cilt 12. Sayı Çıktı

İÇİNDEKİLER/INDEX/SOMMAIRE
SUNUŞ 509
FOREWORD 511

MAKALELER/ARTICLES

İnsanlık Hakları Evrensel Bildirgesi Projesinin İçerimleri
Implications of the Universal Declaration of the Rights of Humankind Project
Les implications du projet de déclaration universelle des droits de l’Humanité
Catherine Le Bris 
Çev./Translated by: Erkan Duymaz 513

Afet Hallerinde İnsanlık İlkesi
Humanity Principle in the Situation of Disaster
Le principe d’humanité en cas de catastrophe
Catherine Le Bris 
Çev./Translated by: Gülden Kurt/Gökçe Gökçen 547

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin İnsanlık Haklarının 
Gerçekleştirilmesine Potansiyel Katkısı
The Potential Contribution of the European Convention on Human 
Rights to the Fulfilment of Rights of Humankind
Erkan Duymaz 579

Mali Güce Göre Ödeme Anayasal İlkesinin Vergi Benzeri Mali Yükümlülüklere Uygulanabilirliği
The Feasibility of Constutional Ability to Pay Principle in Terms of 
Tax-Like Financial Liabilities
Uğur YİĞİT 
İlhami ÖZTÜRK 609

ANAYASAL KAZANIMLAR BİLANÇOSU 
(ÖZEL DOSYASI)
ANALYSIS OF CONSTITUTIONAL ACHIEVEMENTS 
(SPECIAL FILE)

Anayasal Kazanımlar Bilançosu
Analysis of Constitutional Achievements
İbrahim Ö. Kaboğlu 649

Türkiye’de Yeni Anayasa Arayışları ve 2017 Anayasa Değişiklikleri
The Search for a New Constitution and 2017 Constitutional Changes 
in Turkey
Sevtap Yokuş 665

Avrupa Konseyi Anayasal Birikimi Işığında 2017 Anayasa Değişikliği
2017 Constitutional Amendmend in the Light of Council of Europe’s 
Constitutional Accumulation
Erkan Duymaz 683

Anayasal Kazanımlar Bilançosu -2012-2013 Anayasa Uzlaşma 
Komisyonu Deneyimi-
The Experience of 2012-2013 Reconciliation Committee
Özen Ülgen 699

Türkiye’nin Anayasal Birikimine Sivil Toplum Katkısı
Contribution of Civil Society to the Constitutional Accumulation 
of Turkey
Ozan Erözden 703

Anayasal Birikime Sivil Katkının Ortak Paydaları
Common Ground of Civil Contribution to the Constitutional 
Accumulation
Mustafa Ertin 707

16 Nisan Anayasa Değişikliği: Osmanlı-Türkiye Anayasacılığının İkinci Büyük Kopuşu
Constitutional Amendment of 16 April: The Second Big Break of the 
Ottoman-Turkish Constitutionalism
Demirhan Burak Çelik 715

KİTAP TANITIMI/BOOK REVIEW 721

SUNUŞ

ANAYASAL GEÇİŞ DÖNEMİ: BELİRSİZLİK Mİ, ANAYASASIZLIK MI?

Dergi’nin önceki sayısının sunuş yazısı, “Olağanüstü halde Anayasa değişikliği: anayasal düzenin sonu mu?” başlığını taşımakta idi. Sunuşun son paragrafı, “Anayasal geçiş dönemi” (IV) başlığını taşıyordu.
16 Nisan 2016 tarihli halkoylaması sonucu kabul edilen Anayasa Değişikliğine dair 6771 sayılı Kanun, anayasal geçiş döneminin özelliklerini belirler. 6771 sayılı Kanun, parçalı yürürlüğe girdiği için bir çok belirsiz durumu da beraberinde getirmiş bulunuyor. Ne var ki, Anayasa ve uygulama arasındaki farklılaşma, parçalı yürürlüğe giriş tarzından daha yoğun ve yaygın belirsizliklere yol açtı. Bugün yaşanan “anayasal kaos” ile “anayasa dışı yönetim” arasında doğrudan ilişki var.
OHAL yönetiminin alışkanlık haline getirilmesi ve KHK’leri kullanım şekli, anayasa dışı yönetimin başlıca göstergesi. Bu durum, anayasasızlaştırmanın derinleşmesi ve süreklileşmesi olarak da yorumlanabilir.
Anayasa Hukuku Dergisi’nin iki kısımdan oluşan bu sayısı, şöyle bir yeniliği kapsamına alıyor. Birinci kısım, yani ana bölüm, hakemli makakelerden oluşuyor. Buna karşılık, “anayasal kazanımlar dosyası”, 2017 Anayasa değişikliği vesilesiyle yapılan bir ilk değerlendirme niteliğinde.
Makaleler yelpazesi, çok geniş olmasa da, içerik olarak çeşitliliği yansıttığı söylenebilir. İnsanlık Hakları Evrensel Bildirgesi, son yıllarda gerçekleştirilen yeni çalışmaların ürünü. Mali anayasa hukuku da genellikle ihmal edildiği için, bu yöndeki açılımda kayda değer. Siyasal iktidarın dengelenmesi sorunu ise, Türkiye’deki anayasacılık sorunsalının bağrında yer almaktadır.
Anayasal kazanımlar dosyasına gelince; aynı adla ANAYASA-DER’de 21 Ekim 2017 günü yapılan yuvarlak masa toplantısının ürünü olan bu dosya, Türkiye’nin yaşadığı derin anayasal bunalım ve Anayasa tarihinin büyük dönemeci bakımından pek anlamlı. Konu dört açıdan ele alınmış bulunuyor:
-Osmanlı-Cumhuriyet dönemleri pozitif anayasa hukuku kazanımları,
-Türkiye’nin uluslararası hukuk kazanımları,
-TBMM’de anayasal uzlaşma anlayışı bağlamında yürütülen çalışmaların ürünü olan kazanımlar,
-Sivil toplum örgütlerince gerçekleştirilen anayasa çalışmalarının ortak paydaları.
Bu dörtlü kazanım, Anayasa hukukumuzun ortaklaşa sahiplenilmesi gereken asgari müşterekleri olarak da görülebilir.
– Bu vesile ile 10. sayıda yer alan iki dildeki makalelerin çevirmenlerinin adlarını gecikmeli olarak da olsa belirtmeyi görev addediyorum; “Interrogations Autour Des Principes Constitutionnels Intangibles” (Çeviren: İrem Berksoy); “Le Contrôle Juridictionnel Des Amendements Constitutionnels Dans La Région Andine” (Serkan Köybaşı).
İyi okumalar…

İbrahim Ö. Kaboğlu

 

FOREWORD

CONSTITUTIONAL TRANSITION PERIOD:
UNCERTAINTY OR CONSTITUTIONLESS?

The foreword of the previous issue carried the title “Constitutional Change Under the State of Emergency: The End of the Constitutional Order?” And the last paragraph of the foreword (IV) carried this heading: “Constitutional Transition Process”
The Law no. 6771 on the Amendment of the Constitution, approved by the referendum held on 16 April 2017, specifies the characteristics of the constitutional transition period. The Law has introduced many uncertainties as it has entered into force in a piecemeal fashion. However, the divergence between the Constitution and practice has led to more intense and widespread uncertainties compared to the way it has entered into force. There is a direct relationship between the “constitutional chaos” and the “non-constitutional administration” that is happening today.
The main indicator of non-constitutional administration is the state of emergency administration becoming a routine and the use of decree-laws. This can also be interpreted as the deepening and continuation of the deconstitutionalization.
This two-part issue of the Journal of Constitutional Law comes with a novelty. The first and the main part consists of refereed articles. The “Constitutional Achievements” file, on the other hand, is an initial assessment of the constitutional amendment of 2017.
It can be said that although the articles are not of a wide range, they reflect diversity as content. The Universal Declaration of Humanity Rights is the product of the work carried out in recent years. And the often-neglected financial constitutional law is also worthy for offering an insight in this direction. When it comes to the balancing of political power, it is in the heart of the constitutionalism problematic of Turkey.
As for the file on Constitutional Achievements, product of the namesake round table held on 21 October 2017 at ANAYASA-DER, is very meaningful with regard to Turkey’s deep constitutional crisis and the turning point in its constitutional history. The question is addressed from four perspectives:
– Positive constitutional law achievements in Ottoman-Republican periods,
– Turkey’s achievements on international law,
– Achievements as product of the works carried out in the Grand National Assembly of Turkey (GNAT) with the understanding of constitutional consensus,
– Common denominators of constitutional works performed by NGOs.
These four can also be seen as a common ground for our constitutional law on which everyone should meet.
I therefore take it as a duty to mention, although with delay, translators of the two articles published in the 10th issue whose names were missing: “Interrogations autour des Principes Constitutionnels Intangibles” (translated by İrem Berksoy); “Le Contrôle Juridictionnel des Amendements Constitutionnels dans la Région Andine” (translated by Serkan Köybaşı).
Enjoy the reading…

İbrahim Ö. Kaboğlu

Enis Berberoğlu Olayı ve Yeniden Canlanan Yasama Dokunulmazlığı

Tolga Şirin

Geçtiğimiz hafta 16. Yargıtay Ceza Dairesi, tutuklu milletvekili Enis Berberoğlu’nun yeniden milletvekili seçilmesi üzerine ileri sürülen yargılamanın durması talebinin reddine karar verdi. Söz konusu karar, bünyesinde, anayasa hukuku yönünden oldukça sorun barındırıyor.

Kararın konusu, ikisi Anayasa’nın 83’üncü maddesinde, biri Anayasa’nın geçici 20’nci maddesinde yer alan üç farklı kuralla ilgili. Söz konusu hükümlerden uzun alıntılar yapmak, kafa karışıklığı yaratabileceği için olaya özgü olarak kuralları şu şekilde sadeleştirerek aktaracağım:

Kural 1: “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” (md. 83/2)

Kural 2: “Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.” (md. 83/4)

Kural 3: 20/05/2016 tarihinde maddede sayılan mercilerde yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyası bulunan bir milletvekili için Kural 1 uygulanmaz.  (Geçici madde 20/1).

Enis Berberoğlu, Kural 3’ün ifade ettiği milletvekillerinden biridir. Bu nedenle Kural 1, kendisine önceki yasama döneminde uygulanmamıştır. Ancak yeniden yapılan seçimler, Kural 2’yi gündeme getirmiştir. Kural 2 hâlâ yürürlüktedir ve istisna içermemektedir. Türev kurucu iktidar, eğer bu kurala da istisna getirmek isteseydi bunu da açıkça yazardı. Dolayısıyla Kural 2’nin uygulanmaması için bir neden yoktur.

Bu konu, üzerine başka söz söylemeyi gerektirmeyecek kadar açıktır. Bununla birlikte unutulmaması gereken bazı ek vurguları öne çıkartmak gerekirse;

Birincisi; milletvekili dokunulmazlığının serbest seçim hakkı ile ilgili olduğu akılda tutulmalıdır. Anayasa’nın 13’üncü maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik “sınırlamalar, Anayasanın sözüne aykırı olamaz.” Anayasa’nın sözünde yer almayan ve herhangi bir hak ve özgürlüğün korunması için haklılaştırılamayan bir sınırlama, yorum yoluyla üretilemez.

İkincisi; tarihsel yorum bağımsız bir yorum kuralı olmasa da tamamlayıcı bir yorum kuralıdır. Anayasa’nın Kural 2’de yer alan sözü nettir. Bu netlik, kararda karşı oy kullanan yargıç Yusuf Hakkı Doğan tarafından da Kural 3’ün yürürlüğe girdiği dönemdeki Adalet Bakanı ve TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu başkanının “tekrar seçim olması durumunda seçilenlerin, dokunulmazlıklarını yeniden kazanacakları” yönündeki ifadelerine atıf yapılarak tarihsel yorumla tamamlanmıştır. Dolayısıyla karar sözel yoruma olduğu kadar tarihsel yoruma da aykırıdır.

Üçüncüsü; bu usulü sorun noktalar bir yana, Mahkeme’nin tutuklama koşullarına ilişkin değerlendirmesinde Anayasa Mahkemesinin kararları ışığında vermesi de bir zorunluluk olduğu akılda tutulmalıdır. Bu bakımdan somut olayda Anayasa Mahkemesinin bu olayla ilişkili Erdem Gül ve Can Dündar kararı ve milletvekili sıfatıyla ilişkili Mehmet Haberal kararı ve Mustafa Ali Balbay kararının dikkate alınması ve Enis Berberoğlu’nun durumunun bu kararlardaki tespitlerden ayrılan yönlerine açıklık kazandırılması, bu mümkün değilse tahliyeye karar verilmesi gerekmektedir.

Not: Doktrinde aynı yönde çok değerli iki yorum yapıldı. Prof. Dr. Kemal Gözler’in yorumuna şu linkten ulaşılmaktadır. Prof. Dr. Fazıl Sağlam’ın yorumu ise şu linkten indirilebilir.

Yazının linki

YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ’nin Enis Berberoğlu’yla İlgili 19.07.2018 Tarih ve E.2018/ 2088, D. İş Karar No: 2018/10 Sayılı Kararı Üzerine Düşünceler

Prof. Dr. Fazıl SAĞLAM
Anayasa Mahkemesi Emekli Üyesi

 

Adı geçen kararı okuyup üzerinde değerlendirme yapmak üzere çalışırken, Kemal Gözler’in kitabının 2018 baskısı için hazırladığı aynı konudaki kısa yazısı bana ulaştı. Yazıda, milletvekili dokunulmazlığı kurumunun hukuki niteliği ön plana çıkarılarak Yargıtay’ca yapılan yorumun bu nitelikle bağdaştırılamayacağı sonucuna varılmıştı. Bu kısa yazıda özetle şu görüşlere yer veriliyor:

“Yasama dokunulmazlığı sürekli değil, geçici niteliktedir. Milletvekilliği sona erince, yasama dokunulmazlığı da kendiliğinden sona erer. Keza yasama dokunulmazlığını doğuran olay “seçim”dir. Yani bir kişinin yasama dokunulmazlığına sahip olmasının sebebi onun milletvekili olarak seçilmesidir. Ne kadar seçim var ise, o kadar yasama dokunulmazlığı vardır. O nedenle her seçimde yasama dokunulmazlığı tekrar başlar. Tabir caiz ise, yasama dokunulmazlığı bakımından, seçimler bir tabula rasa oluşturur. Her seçim, devam eden yasama dokunulmazlıklarını sıfırlar ve yenilerini başlatır. …

… Geçici 20’nci maddenin kapsamı, 20 Mayıs 2016 tarihinde “Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, TBMM Başkanlığına veya Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar”dır. Bu dosyalarda kaldırılması istenen yasama dokunulmazlıkları, 3 Kasım 2015 tarihli milletvekili seçimleriyle kazanılmış olan yasama dokunulmazlıklarıdır. .. 26’ncı yasama döneminde yasama dokunulmazlığını ortadan kaldıran bir sebep, 27’nci yasama döneminde geçerli olamaz.

…. 26’ncı dönem için geçerli olan bir sebeple, bir milletvekilinin 27’nci dönemde de yasama dokunulmazlığının sağladığı korumadan mahrum bırakılması, anayasa hukukunda geçerli olan yasama dokunulmazlığı teorisinin bütün temellerinin altüst olması anlamına gelir. Eğer böyle bir şey mümkün ise, Yargıtay Onaltıncı Ceza Dairesinin yasama dokunulmazlığı teorisini yeniden yazması gerekir. …

Gözler’in bu yazısından sonra “Acaba bu konuda başka bir şey yazmaya gerek kaldı mı?” diye düşündüm. Konunun arka planını da hatırlayınca, bu kadar sade ve özlü anlatımdan gerekli sonuç çıkarılamayacaksa, benim yazacaklarıma karşı da duyarsız kalınacağı düşüncesi ön plana çıktı. Ama sonra yeniden düşündüm: Bu konuyla ilgilenenler, rasyonel hukuksal argümana kendini kapatmış olanlardan ve/veya her türlü hukuk yorumunu yeni sistemin merkezine göre uyarlayanlardan ibaret değil ki. Aynı gerçeğin belli yorum kurallarıyla değerlendirilip doğrulanmasını arayanlar da olacaktır. Sonunda bu özlü yazıda kitap formatının gereği olarak ele alınmamış bulunan yorum ağırlıklı boyutları somut olay bağlamında işlemeye karar verdim. Ayrıca bu tür katkılar, şimdi pek işe yaramasa da, tarihe not düşmek işlevini de yerine getirebilir.

  1. Kararın Temel Gerekçesi: Özel – Genel Norm İlişkisi

Yargıtay kararının temel gerekçesi geçici 20. maddenin 83/2. madde karşısında özel hüküm niteliği taşımasıdır. Mahkemeye göre, Geçici 20. maddenin öngördüğü global çözüm, bu niteliği ile 83/2. maddeye göre, dokunulmazlığın her bir milletvekili için ayrı ayrı işleme konulmasını öngören düzenlemenin yerini  almaktadır.

1) Bu bakış açısının geçerli olabilmesi için herşeyden önce özel – genel ilişkisi bulunduğu ileri sürülen iki normun zaman bakımından maddi yasa kavramında aranan sürekliliğe sahip olması gerekir. Bu kurallardan biri sürekli, diğeri geçici ise, burada özel – genel norm ilişkisinden söz etmek yorum konusunda hatalı sonuçlara götürür.

2) Ama bir an için bu belirleyici farklılığı görmezden gelsek bile, acaba Yargıtay’ın özel-genel norm ilişkisi içinde gördüğü iki kural bu nitelikte midir? Önce bunun ortaya konulması gerekir. Genel hukuk öğretisine göre, iki hukuk normu arasında özel-genel ilişkisinin doğabilmesi için, özel normun uygulama alanının genel norm tarafından kapsanması, başka bir deyişle özel normun düzenlediği bütün hallerin, aynı zamanda genel normun düzenlediği haller arasında yer alması gerekir. Özel normun vakıalar bütünü (Tatbestand) genel normun tüm özelliklerini kendinde topladıktan başka, en az bir ek özelliğe daha sahip ise, bu iki norm arasında özel-genel ilişkisi kurulmuştur. Bu durumda “lex specialis derogat legi generali” kuralı hükmünü yürütür, yani özel norm genel normun yerini alır ve tek başına uygulanır. Başka bir deyişle genel normun uygulanma alanı özel norm tarafından daraltılmış olur.” (Fazıl Sağlam, Temel Hakların Sınırlanması ve Özü, s.92 vd)

3) Bu açıdan bakıldığında geçici maddenin bu özellikleri taşımadığı açıktır:

  1. a) Geçici 20. madde şöyledir. “Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz.”

Görülüyor ki bu maddede düzenlenen olguların Anayasa’nın 83/2. Maddesinin düzenlediği  haller arasında yer aldığını ileri sürmek mümkün değildir. Burada tek irtibatlı nokta, Anayasa’nın 83/2.maddesinde yer alan  “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” içerikli kuralın,  yukarıda geçici madde metninde siyah harflerle vurguladığımız “bu dosyalar bakımından” ibaresinin de açıkça gösterdiği gibi, yalnızca “20. madde kapsamına giren dosyalar bakımından uygulama dışı tutulmuş olmasıdır. Bu bağlantı ise özel-genel norm ilişkisini değil, “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” kuralının uygulanmasına getirilen geçici ve sınırlı bir istisnayı ifade eder. Bu özelliği ile tipik bir istisna kuralıdır. Nitekim Mahkeme kararında da istisna terimini kullanılmaktadır: “Anayasanın geçici 20. maddesi ile yargılandığı suçlar yönünden yasama dokunulmazlığı ‘kendiliğinden kaldırılan’ ve bu suretle yasama dokunulmazlığına anayasal bir istisna getirilmesi nedeniyle genel hükümlere göre yargılana gelen sanığın …”. Bu ifadeye göre, yasama (milletvekili) dokunulmazlığına anayasal bir istisna getirildiği doğrudur. Ama bunu özel –genel norm ilişkisi olarak nitelemek bir yüksek mahkeme için –en hafif deyimiyle- büyük bir talihsizliktir.

II       İstisna Kuralları Dar Yorumlanır.

Bu ayırımın yorum kuralları bakımından en önemli yanı, hukukta  istisna kurallarınin dar yorumlanması zorunluğudur. (Kemal Gözler, “Yorum İlkeleri” : Anayasa Hukukunda Yorum ve Norm Somutlaşması”, TBB Yayını Ankara 2012, s. 50 vd). Oysa Mahkeme yorum yoluyla geçici bir istisna kuralına Anayasada yer almayan ve anayasa koyucu tarafından da amaçlanmayan bir genişlik ve süreklilik kazandırmıştır. Bu yaklaşım yukarıda açıklanandan da vahim bir hukuksal hatadır. Çünkü geçici maddenin uygulama kapsamı, başka bir deyişle kuralının hangi dosyalarla ilgili olarak uygulanmayacağı, maddede yorum gerektirmeyecek bir açıklıkta vurgulanmıştır. Bu istisnayı, yeni bir seçimle yeniden kazanılmış bir dokunulmazlığa yaymak, istisnaların dar yorumlanacağına ilişkin yorum kuralına aykırıdır.

III.    Klasik yorum Kuralları Açısından Değerlendirme

Lafzi (sözel), genetik (tarihi), sistematik ve amaçsal yorum olarak gündeme gelen klasik yorum kuralları bir bütündür. Aralarında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Bu bütünlük bir yana, Yargıtay kararını bu yorum kurallarının hiçbiri ile bağdaştırmak mümkün değildir:

1) Kararda sözel yoruma hiç itibar edilmemiş, geçici, istisnai ve sınırlı kapsamda bir maddeden anayasanın bu alandaki asıl maddelerini dışlayan adeta sürekli bir madde yaratılmıştır.

2) Bizim “genetik yorum” olarak adlandırdığımız tarihi yorum, maddenin oluşum sürecini gözönünde tutar. Gerçi genetik yorum, tek başına başvurulan bir yorum ilkesi değildi. Hattâ maddenin objektif anlamayla bağdaşmıyorsa, ihmal edilmesi gerekir. Ancak olayda maddenin oluşum süreci gerek sözel, gerek sistematik ve gerekse amaçsal yorumla ulaşılabilecek sonuçları doğrulamaktadır. Bu husus kararın karşı oy yazısında kanun gerekçesinden alıntılar yapılmak ve Adalet Bakanı ile Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu Başkanının açıklamalarına yer verilmek suretiyle somut bir biçimde örneklenmektedir. Bunlardan en açık olanı, Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu Başkanının açıklamalarıdır. Bunu özetlemekle yetiniyoruz: “ Anayasa’nın 83/4.maddesi varlığını sürdürmektedir Buna göre, tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması meclis dokunulmazlığının yeniden kaldırılmasına bağlıdır. Bu kurala ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Hüküm yerinde durduğu ve geçerli olduğundan tekrar bir seçim olması halinde seçilenlerin,, dokunulmazlığı kaldırılan dosyalan bakımından dokunulmazlığı yeniden kazanacağı açıktır

Yargıtay’ın bu kadar net bir açıklamayı yok saymasını “hukuken” anlamak ve açıklamak mümkün müdür?

3) Karar, sistematik ve amaçsal yorum açısından daha da kusurludur. Sistematik yorumda gözönünde tutması gereken anayasa kurallarına hiç itibar edilmemiştir. Yeniden milletvekili olarak seçilmiş bulunan Berberoğlu’na Anayasa’nın yeniden dokunulmazlık sağladığı kurallar, şu gerekçe ile uygulanmamıştır: “ … 27. dönemde yeniden milletvekili seçilmesi ile yargılandığı suçlar nedeniyle yeni bir korumaya kavuşamayacağının ve hakkında Anayasanın 83/4 üncü fıkrasının tatbik kabiliyeti bulunmadığının kabulünde zaruret vardır”.  Bu zaruret nereden kaynaklanıyor? Anayasa’nın hangi kuralına dayanıyor? Hangi yorum kuralı ile destekleniyor? Gerekçede bu sorulara karşı doyurucu bir cevap bulmak mümkün değil. Oysa“ tatbik kabiliyeti bulunmadığı” ileri sürülen madde açık bir anayasa kuralıdır: “Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.” (AY m.83/4). “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” (AY m.11/1). Mahkeme, Anayasa kurallarının bağlayıcılığını “zaruret” gibi sübjektif bir görüşle bertaraf ederse, o zaman bu zaruretin nereden kaynaklandığını sormak da her hukukçunun hakkı olur.

Kaldı ki Anayasa’nın 83/3. maddesi de sistematik yorum gereği gözönünde tutulması gereken bir başka kural içermektedir: “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” Olayda ilgilinin durumunun “ağırcezayı gerektiren suçüstü hali” veya  “Anayasa’nın 14. maddesiyle ilgili durumlar” gibi istisnalar kapsamında olmadığı kararda oybirliği ile benimsendiğine göre, dava mahkûmiyetle sonuçlansa bile, ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılacak, dolayısıyla ilgilinin herhalükârda  tahliye edilmesi gerekecektir. Karşı oy yazasında vurgulanan bu açık anayasa hükmünün Mahkeme çoğunluğunu ilgilendirmemiş olmasını da anlamak mümkün değildir.

  1. Anayasa Kurallarının Bütünlüğü Açısından

Anayasa kuralları, aralarında alt-üst ilişkisi olmayan bir bütünü ifade eder. Anayasanın bütünlüğü, Anayasa Hukuku’na özgü temel yorum kurallarının başında gelir. Bu genel yorum ilkesinin somutlaşmış alt ilkesi, Alman Anayasa Hukuku Öğretisi ve Alman Anayasa Mahkemesi kararlarıyla geliştirilmiş olup, Anayasa Mahkememizce de benimsenmiş bulunan “pratik uyuşum” (Praktische Konkordanz) ilkesidir. Bu ilkeye göre, birbiriyle çelişen anayasa kuralları, herbirine optimal anayasal etki sağlayacak bir denge gözetilerek yorumlanır. Bu yorumda, belli bir çıkar ya da değerin diğerine tercih edilmesine yol açacak bir tartı yapılmaz. Aksine, çatışan anayasa normlarından birini diğerine feda etmeden, her birine optimal etki sağlayacak çözümler aranır. Anayasa Mahkememiz AKP’ye yönelik kapakma davasında bu ilkenin güzel bir örneğini vermiştir. Bu davada demokrasi ile laiklik arasında zorunlu bir ilişkinin varlığından söz edilmekte ve Anayasa’nın 68/4. maddesinde yer alan yasakların “yalnızca laikliğe veya demokrasi ilkesine değil, ‘demokratik ve laik cumhuriyet’ ilkesine aykırı olamayacağı, (dolayısıyla) her iki kavramın birlikte Türkiye Cumhuriyetinin niteliğini somutlaştırdığıvurgulanmaktadır. Mahkeme, “anayasanın bütünlüğü” ilkesini çağrıştıran bu yaklaşımını, pratik uyuşum ilkesinin somut uygulaması ile sonuçlandırmıştır. Aynen şöyle diyor AYM: “ …laikliğe aykırı eylemlerde bulunduğu ileri sürülen siyasi partiler hakkında yapılacak değerlendirmelerde her iki kavramın azami geçerlilik kazanacağı bir yorumun esas alınması gerekmektedir.” Böylece AYM, “Türkiye’de demokrasinin laikliğe ya da cumhuriyete feda edildiği” yönündeki iddiaları çürüten bir yaklaşım sergilemiş olmaktadır.

Ne var ki Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin inceleme konusu kararı Anayasa normlarıyla doğrudan ilgili olmasına rağmen, kararda pratik uyuşum ilkesinin izini bulmak mümkün değildir. Oysa somut olayda bu ilke gözetilmeden verilecek her türlü karar, anayasa hukuku açısından havada kalmaya mahkûmdur.

Bu yorum kuralı olayda neden büyük bir önem taşımaktadır? Çünkü kararda seçilme hakkı ve bu hakkın anayasal güvenceleri gözardı edilmiştir. Oysa yasama dokunulmazlığı, seçilme hakkının vazgeçilmez bir parçasıdır. Seçilme hakkının bir başka vazgeçilmesi seçme hakkıdır. Demokrasinin temel unsurlarından olan bu hakları  yok sayan bir yorum tarzının hukuk devletinde ve anayasal demokraside yeri yoktur. Hele  bu tür anayasal hakları, amacı pratik bir çözüm getirmek olarak açıklanan geçici ve istisnai bir maddeye tabi kılmak, Anayasal hakları ikinci sınıf bir kategori haline getirmiş olur.  Tutukluluk ve cezayı ön plana taşıyan ve anayasal hakları, tutuklama tedbirine ve ceza yaptırımına feda eden bir zihniyeti yansıtmış olur.  Bu açıdan Anayasa Mahkemesi’nin BALBAY kararının Yargıtay 16. Ceza Dairesi çoğunluğunca hiç gözönünde tutmamış olması da bir başka önemli bir eksikliktir.

Sonuç Olarak:  İtiraz aşamasında Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin yukarıda işaret ettiğimiz hata ve eksiklikleri gidererek Anayasaya uygun bir karara varması ve yargısal haksızlığı gidermesi en içten dileğimizdir.

Konferans: Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararlarının Yerine Getirilmesi

İstanbul Barosu, Türk Ceza Hukuku Derneği, Anayasa-Der Konferansı

Tarih:  31 Mart 2018 Cumartesi
Yer: İstanbul Barosu Konferans Salonu, Orhan Adli Apaydın Sk. Beyoğlu İstanbul

Anayasa Hukuku Dergisi 6. Cilt 11. Sayı Çıktı

Anayasa ve hukuku, sadece ülkemizde değil,  bütün dünyada, üze­rinde yoğun bir biçimde çalışılan bir hukuk, siyaset bilimi ve insan hak­ları disiplinidir.  Ortak bilimsel etkinlik ve  yayınlar, giderek daha çok sayıda yapılmaktadır.

Bölgemizde  tanık olunan anayasal ve siyasal dönüşümler de, Tür­ki­ye’deki anayasal çalışmaların önemini ulusal sınırlar ötesine taşımış bulunuyor.

Ülkemizde, son yıllarda, gerek anayasa üzerine çalışan meslektaş sa­yısında, gerekse bu alanda artış gösteren yayınlar, kayda değer. Bu­nun­la birlikte, anayasa konu ve sorunlarına özgülenen bir süreli bir yayı­na duyulan ihtiyaç, uzun zamandan beri hissediliyordu.

Avrupa  Devletlerinde  yapılan bu tür yayınlar, ulusal sınırları çok­tan aşmış bulunuyor.  Bunlar, karşılaştırmalı anayasa hukuku çalışma­larına en elverişli yayınlardır. Böyle bir işlev, Anayasa Hukuku Dergisi  için de geçerlidir. Anayasa-Der’in  IACL üyeliği dikkate alındığında, Derneğin bir yayın organı olarak düşünülen Dergi’nin, sadece ülkemiz­deki anayasa tartışmaları ve Türkçe ile sınırlı kalması düşünülemezdi.

Dergi adı için üç dilin birlikte kullanılması, böyle bir amaçla ör­tüşmektedir. Dergi danışma kurulu üyelerinin çoğunluğunun dünyanın beş kıtasından seçkin anayasa hukukçularından oluşması da, bu süreli ya­yının uzun vadeli ereği üzerine fikir vermektedir.

 

ANAYASA ÇALIŞTAYI VE OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTI GÜNDEMİ

ANAYASAL KAZANIMLAR BİLANÇOSU (ANAYASA-DER ÇALIŞTAYI)

(21 Ekim cumartesi /ANAYASADER mekanı/ Hasanpaşa-Kadıköy); saat:09.00-18.00

Kayıt ve açılış: 09.00-9.45

Açış konuşması: İbrahim Kaboğlu

1-) 2017 değişikliği, Tanzimat-Meşrutiyet ve Cumhuriyet tarihsel sürecinde Türkiye’nin anayasal kazanımlarına  ilişkin birikimi karşısında ne ifade ediyor?  (Geçmişten günümüze anayasal süreklilikler, kırılmalar ve kopmalar):

  1. Oturum: YASAMA VE YÜRÜTME (s.09.45-10.45)

Prof. Dr. Sevtap Yokuş

Ar. Gör. Oğuzhan Keskin

Doç. Dr. Demirhan Burak Çelik

  1. Oturum: YARGI (s.11.00-12.00)

Dr. Rıza Türmen

Bakanlar Komitesi, kararların uygulatmak için belirleyici makam.

Türkiye’nin üzerine fazla gitmemek…

Hukuksuzluk dönemi

İHAM-KHK

Y. Doç. Dr. Erkan Duymaz

-Avrupa kurumlarının reddi

-OHAl kararnameleri: gelecek etkileniyor…

-İHAM içtihadı sistematik olarak red…

-İH koruma mekanizmalarının etkisizliği/AYM-İHAM?

-Bu süreçte devreye giren anayasa değişikliği: sakatlığı sürdürme..

Av. Arzu Becerik

-Anayasa’ya atıf…

-Askeri mahkemelerin kaldırılması,

-HSK:doğal hakim ihlali, atamalar ile….

-Cahit Demirel ve d.: pilot-KHK??!!

-Savunma hakları

-OHALİİK: hiçbir karar…

-Savaş hali…

-İHAM : OHAL süresine ilişkin sınırlama….

-Bireysel başvurular etkili olabilir mi?

-Mahkeme hakimlerin sorumluluğu, anayasa md.90/40 işletilebilir mi?

  2-) 2017 değişikliği ile Türkiye’nin  siyasal uzlaşı birikimi arasında nasıl bir ilişki var? (Özellikle TBMM Uzlaşma Komisyonu’nun uzlaştığı noktalar ve diğer oydaşma konuları açısından)

  1. Oturum: SİYASAL UZLAŞMA ALANLARI (s.12.00-13.00)

Prof. Dr. Bertil Emrah Oder

-AUK deneyimi: uzlaşmanın tesis edildiği alanlar…: sosyal haklar-

-İH: siyasetçi-uzman farkı…/İnsan onuru/haysiyet

-Yabancılar (oydaşma alanı)

-Sosyal dışlanma/eşitlik

-Bilim ve sanat özgürlüğü…

-Barış içinde yaşama hakkı-bir İH

Dr. Rıza Türmen

-Önemli bir deneyim…

-Doğrular: bütün ülke katılımı…

-Yanlışlar: müzakereler sırasında stö katılmadı…

-İlkeler bildirisi gerekli idi..

-Başkanlık önerisi…

Y. Doç. Dr. Özen Ülgen

-Uzlaşma sağlanmayan alanlar: bölge yönetimi…

-Deyimsel-kavramsal düzeltimler: 17 md.

   3-) 2017 değişikliği, Türkiye’nin  sivil toplum birikimini yansıtıyor mu? (Geçmişten günümüze, demokratik kitle örgütleri, meslek kuruluşları ve STÖ taslak ve raporları).

  1. Oturum: SİVİL TOPLUM ANAYASA EMEĞİ (ORTAK PAYDALAR) (s.14.30-15.30)

Prof. Dr. Ozan Erözden

-‘80’den önce; Tercüman-Başkanlık-1982

-TÜSİAD

-Hak ve özgürlükler ilerletilsin/PR işlevsel kılınsın…

-Temel hakların bile ref. sunulması…

-16 Nisan: demokratik hedef olmaması ile PR’in kaldırılması…..

Y. Doç. Dr. Evra Çetin

Ar. Gör. Mustafa Ertin

-Yasamanın güçlendirilmesi;

-CB sembolik yetkiler; oydaşma…

-Anayasa yapımı…:yol temizliği…

  1. Oturum: ANAYASADER ÇALIŞMALARI (15.30-16.30)

Prof. Dr. Sultan Üzeltürk

-Masa etrafında toplanan….

-Anayasal düzeni ihlal, CB için (vatana ihanet yerine…)

Doç. Dr. Didem Yılmaz

-Yasama organı temsil ve oluşum…

-Çift meclis: sağ-sol ittifak..

Y. Doç. Dr. Tolga Şirin

-Az ihtilaflı…

-Yenilik: anayasa yargısı

-Organ itilafı davası..

FORUM: GENEL TARTIŞMA (17.00-18.00)

Prof. Bertil Emrah Oder

ÇALIŞTAY RAPORTÖRLERİ

Y.Doç. Dr. Veysel Dinler

Ar. Gör. Ahmet Mert Duygun

Ar. Gör. Seda Özkan

Ar. Gör. Gökçe Gökçen

Ar. Gör. Egemen Esen

St. Av. Eşe Nur Özdemir

ANAYASADER GENEL KURULU (18.15-20.00)

ANAYASA HUKUKU ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ

OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTISI/21 Ekim 2017, Cumartesi, saat : 18.00

Yer: Kadıköy/Hasanpaşa.Kasap İsmail Sokak, no:6 Sadıkoğlu İş Merkezi, Kat 1/D.5

GÜNDEM

1) ANAYASA-DER  Ekim 2015-Ekim 2017 faaliyet raporu

2) Denetim Kurulu Raporu

3) Yönetim Kurulunun ibrası

4) Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu Üyelerinin seçimi

5) Geleceğe yönelik etkinliklerin planlanması

NOT: DERNEKLER DAİRE BAŞKANLIĞI MESAJI

“ANAYASA HUKUKU ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ Tüzüğünün gereği olağan genel kurulunuzu

2017 yılının Ekim ayı içinde yapılarak 30 gün içerisinde DERBİS sistemi üzerinden bildiriminizi veriniz”

2019’a Doğru Demokratik Anayasa İçin

DENİZLİ DEMOKRASİ PLATFORMU, TMMOB DENİZLİ İL KOORDİNASYON KURULU, ANAYASA-DER ve ÖNCE DEMOKRASİ DERNEĞİ olarak, Denizli Barosu Hizmet Binası Konferans Salonu’nda düzenleyeceğimiz 

2019’a DOĞRU DEMOKRATİK ANAYASA İÇİN

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.
12 Eylül 2017, Saat 18.00

DEMOKRASİ VE ANAYASA BAKIMINDAN HALKOYU

Friedrich Ebert Stiftung, Önce Demokrasi, SODEV ve Anayasa-Der olarak düzenlediğimiz, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Ercan Karakaş’ın katılımıyla düzenlediğimiz

DEMOKRASİ VE ANAYASA BAKIMINDAN HALKOYU 

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.
22 Nisan 2017, Saat 18.30 – 19.30

tuyap izmir

Anayasa Değişikliğini Tartışıyoruz

KADIKÖY KENT KONSEYİ VE ANAYASA-DER olarak, Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde düzenlediğimiz 

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİNİ KONUŞUYORUZ

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.
12 Mart 2017, Saat 17.00

KadikoyBelediyesiPanel

Panel: Anayasa Değişikliği ve Referandum

SODEV, Önce Demokrasi Girişimi ve Anayasa-Der olarak, TÜYAP Bursa Kitap Fuarı, Çekirge Toplantı Salonu’nda düzenleyeceğimiz

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE REFERANDUM

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.
19 Mart 2017, Saat 17.00

bursa 2017

Anayasa Değişikliği Teklifini Konuşuyoruz

KADIKÖY KENT KONSEYİ VE ANAYASA-DER olarak, Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde düzenlediğimiz 

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİNİ KONUŞUYORUZ

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.
12 Mart 2017, Saat 17.00

KadikoyBelediyesiPanel

Anayasa Hukuku Uluslararası Derneği (AHUD) Türkiye’de Akademisyenlerin İhracını Kınamaktadır

7 Şubat 2017 günü Türkiye’de hükümet, bir olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi ilan etmiş ve olağan usule bağlı kalmaksızın 330 akademisyenin işine son vermiştir. Bu akademisyenlerin arasında Anayasa Hukuku Uluslararası Derneği (AHUD)  Yönetim Kurulu eski  üyesi, dünyaca ünlü anayasa hukukçusu, Türkiye İnsan Hakları Danışma Kurulu Eski Başkanı, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat, BirGün Gazetesi köşe yazarı, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Eski Başkanı ve Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği Başkanı sıfatlarını taşıyan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da bulunmaktadır.

AHUD, Prof. Dr. Kaboğlu’nun meslekten hiçbir olağan usule uyulmaksızın ve 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe teşebbüsü ya da herhangi bir tür terör eylemiyle ilişkili hiçbir kanıta başvurulmaksızın meslekten ihraç edilmesini güçlü bir şekilde kınamaktadır. Hükümetin, bir komploya karşı gelmek amacıyla ortaya koymaya başladığı olağanüstü tedbirler, günümüzde karşıt görüşün bastırılması ile hak ve özgürlüklerin inkarı boyutuna kadar uzanmıştır. Bu baskı, hukuk sisteminin; akademisyenler, yargıçlar, savcılar ve hukuk mesleğinin diğer üyeleri de dahil olmak üzere tüm alanlarını etkilemektedir.

AHUD, dünyanın her yanından anayasa hukukçularının derneği olup, dünyadaki çeşitli anayasal sistemlerin karşılaştırmalı çalışmalar aracılığıyla akademik olarak daha iyi anlaşılmasını amaçlamaktadır. Derneğin amaçlarından biri, “Birleşmiş Milletler Şartı ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin amaçlarını gerçekleştirme yolunda çalışmak ve işbirliği yapmak”tır. Bunun yanında medeni, siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel hakların geliştirilmesi amacıyla tüm dünyada anayasa hukuku ile ilgilenen kişilerin aktivitelerini koordine etmek de derneğin amaçları arasındadır.

Bu amaçlar doğrultusunda AHUD, Medeni ve Siyasal Haklar Söyleşmesi’nin ifade özgürlüğünü koruyan 19. maddesinde düzenlenen önemli haklara dikkat çekmek istemektedir. Aynı hak, Türkiye Anayasası’nın 26. maddesinde de yer almaktadır. Üstelik, Türkiye Anayasası’nın 27. maddesinde akademik özgürlük de açıkça şu şekilde korunmaktadır: “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.”

Akademisyenlerin iş güvenliği olmaksızın ve ihraç edilmeye dair sürekli bir tehdit altındayken akademik özgürlükten yararlanmaları mümkün değildir. Hükümet eylemlerinin sadece eleştirel olarak tartışılması meslekten ihraca sebep olduğunda, yukarıda bahsedilen haklar ciddi bir tehdit altına girer.

AHUD, Türk Hükümetini Prof. Dr. Kaboğlu ve olağan usul dışına çıkılarak meslekten ihraç edilen diğer akademisyenleri görevlerine geri döndürmeye davet etmektedir. AHUD, Türk Hükümetini yargı ve hukuk sisteminin bağımsızlığı ilkelerine saygı duymaya; demokrasi, anayasallık, temel haklar ve hukuk devletinin temellerini oluşturan değerlere yeniden bağlanmaya davet etmektedir.

AHUD Başkanı Prof. Dr. Manuel Cepeda Espinosa Bu açıklamaya dair röportajlar için manueljcepeda@gmail.com adresinden ulaşılabilir.

 

Metnin İngilizce ve Fransızcası İçin Tıklayınız

KAMUOYUNA DUYURULUR

IbrahimKaboglu7 Şubat 2017 gecesi geç saatlerde Resmi Gazete’de yayımlanan 686 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile Türkiye’nin kıdemli ve saygın anayasa hukukçularından Dernek Başkanımız Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu kamu görevinden çıkarılan akademisyenler arasında yer aldı.

Prof. Dr. Kaboğlu ile birlikte akademik yaşamlarında bilimsel liyakat, akademik özgürlük ve özerklik ilkelerini benimsemiş, anayasal demokrasiye bağlılığı savunan ve terör, şiddet ya da bunların övgüsü ile ilişkilendirilemeyecek başka öğretim elemanlarının da aynı ağır yaptırıma tabi tutulmalarını derin bir kaygıyla gözlemliyoruz. Bu tür uygulamalar, hem Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası insan hakları sözleşmeleri, hem de düşünce,  ifade, bilim ve sanat özgürlüğünün çoğulcu demokrasilerdeki asgari güvenceleri ile kesinlikle bağdaşmamaktadır.

Bilim insanlarının hukuka aykırı süreçler ve siyasal yorumlar temelinde ağır yaptırımlara tabi tutulması kabul edilemez. Söz konusu yaptırımlar, yalnızca ilgili kişilere yönelik yıkıcı etkiler yaratmakla sınırlı kalmamaktadır.  Kurumsal olarak üniversiteler ve ülkemizin bilim ve sanat özgürlüğünün potansiyeli ve geleceği üzerinde de telafisi imkansız kayıplar yaratmakta ve Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer alan demokratik ve sosyal devlete zarar vermektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisini, hükümeti, üniversiteleri ve Yüksek Öğretim Kurulunu ülkemizde bilim insanlarına ve bilim ve sanat özgürlüğüne yönelik hukuka aykırı ve ağır hak ihlalleri yaratan uygulamaları sonlandırmak için göreve davet etmek kamusal sorumluluğumuzdur.

Kamuoyunun bilgilerine saygıyla sunarız.

 

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

Bu rapor, Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği (ANAYASADER) tarafından, “Önce Demokrasi” inisiyatifi çerçevesinde anayasa hukuku ve siyaset bilimi uzmanlarının katkıları ile hazırlanmıştır: Bertil Emrah Oder, Berke Özenç, Didem Yılmaz, Ersin Kalaycıoğlu, Fazıl Sağlam, İbrahim Ö. Kaboğlu, Murat Somer, Oktay Uygun, Ozan Erözden, Sibel İnceoğlu, Sultan Üzeltürk, Tahmazoğlu, Tolga Şirin, Tuncer Özyavuz, Yunus Emre, Yüksel Taşkın.

Adana Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

SODEV, ÖNCE DEMOKRASİ GİRİŞİMİ, ANAYASA-DER olarak, 10. Çukurova Kitap Fuarı’nda düzenleyeceğimiz 

ADANA ANAYASA TARTIŞIYOR

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.
07 Ocak 2017, Saat 16.30 – 18.45

birgun

Haydarpaşa Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi Önderliğinde Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği, Marmara Hukuk Kulübü, Genç Hukukçular ve Haydarpaşa Kültürü  destekleri ile

HAYDARPAŞA ANAYASA TARTIŞIYOR

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

21 Aralık 2016, Saat 13.00 – 16.00

HaydarpasaAnayasaTartisiyor

 

 

Anayasal Geleceğimiz

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi Önderliğinde Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği, Kadıköy Sivil Toplum Örgütleri ve Kadıköy Belediyesi destekleri ile

ANAYASAL GELECEĞİMİZ

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

07 Aralık 2016, Saat 19.00 – 22.30

 

 

AnayasalGelecegimiz

 

Çanakkale Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi Önderliğinde Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği, Çanakkale Sivil Toplum Örgütmedi ve Çanakkale Belediyesi destekleri ile

“ÇANAKKALE ANAYASA TARTIŞIYOR”

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

26 Kasım 2016, Saat 14.00 – 17.00

 

canakkaleetkinlik

 

 

TÜYAP Kitap Fuarı Paneli

OnceDemokrasi

ÖNCE DEMOKRASİ GİRİŞİMİ, SODEV ve ANAYASA-DER’in TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında 12 Kasım’da gerçekleştirecekleri panele katılımınız bizleri mutlu edecektir… 

 

 

birgun

 

 

Türkiye’nin Anayasa Gündemi Paneli

murcir

ÇARŞAMBA PANELİ

“TÜRKİYE’NİN ANAYASA GÜNDEMİ”

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

 

Sayı : B

 

İzmit Anayasa Tartışıyor Paneli

OnceDemokrasi

HUKUK VE SİYASET SÖYLEŞİLERİ  – II

“YENİ ANAYASA SÖYLEMİ: GERÇEK VE SANAL GÜNDEM ”

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

 

hukuk_ve_siyaset_söylesileri_ekim

 

 

Sarıyer Anayasa Tartışıyor Paneli

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi ve Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği’nin Sarıyer Sivil Toplum Temsilcileriyle birlikte düzenlediği 9. Etkinlik 

“SARIYER ANAYASA TARTIŞIYOR”

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

 

sariyerpanel

 

 

Ankara Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi, Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği, Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği, Sosyal Demokrasi Derneği ve TESAV ile Birlikte 8. Etkinliği

“ANKARA ANAYASA TARTIŞIYOR”

Konulu Paneline Davet Eder

ankaraanayasatoplanti

 

 

Zonguldak Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi


Önce Demokrasi Girişimi
’nin Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği ve Zonguldak Sivil Toplum Örgütleri ile birlikte düzenlediği

“Zonguldak Anayasa Tartışıyor” konulu 7. etkinliğine katılımınızından onur duyarız.

 

zonguldaanayasadavetiye

Mersin Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi


Önce Demokrasi Girişimi
’nin Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği ve Mersin Sivil Toplum Örgütleri ile birlikte düzenlediği

“Mersin Anayasa Tartışıyor” konulu 6. etkinliğine katılımınızından onur duyarız.

 

 

anayasaderpanel24eylul

Beşiktaş Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi’nin Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği ve Beşiktaş Sivil Toplum Örgütleri’yle birlikte düzenlediği Beşiktaş Anayasa Tartışıyor konulu 5. etkinliğimize katılımınızdan onur duyarız.

 

 

BesiktasAnayasaTartisiyor

Üsküdar Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi’nin Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği ve Üsküdar Sivil Toplum Örgütleri’yle birlikte düzenlediği Üsküdar Anayasa Tartışıyor konulu 4. etkinliğimize katılımınızdan onur duyarız.

PanelDavetiAnayasaDer

 

Anayasa Hukuku Derneği

Anayasa Hukuku Derneği 11 Haziran 2016 tarihinde Saat:14.00’da Bülent Ecevit Kültür Merkezi Nikah Salonu’nda düzenleyeceği ÖNCE DEMOKRASİ / “ANAYASACILAR ÖNERİYOR, HALKIMIZ TARTIŞIYOR” konulu panele tüm üyelerimiz ve ilgililer davetlidir.

Önce Demokrasi Girişimi “Önce Anayasal Demokrasi” Çağrısı Yapıyor

BM Dünya İnsancıl Zirvesi: Çevre Hukukçularının Uluslararası Buluşması

Derneğimizin Yeni Yayını “Türkiye’nin Anayasa Gündemi” İsimli Kitap Çıktı

yeni-anayasa-kitabi

Türkiye’nin Anayasa Gündemi

Anayasa Hukuku Derneği’nin yeni yayını Türkiye’nin Anayasa Gündemi 66 soruya verilen 27 uzman tarafından yanıtlardan oluşuyor.

“Devlet anayasa ile doğar ve anayasa ile yaşar” deyişi, çağdaş devletlerin “anayasal düzen” kavramı ile tanımlandığını da ortaya koyar. Bu deyiş ve tanım, 1921 Anayasası ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti için haydi haydi geçerli. Anayasal düzen, askerî darbe ve müdahale yoluyla zaman zaman kesintiye uğramış olsa da şu iki özellik kayda değer: İlki, yeni bir anayasal düzen kurma hedefi; ikincisi ise geçiş döneminin elden geldiğince düzenleyici kurallar eşliğinde sağlanması.

TBMM’deki farklı siyasal çoğunlukların sürekli değiştirdiği ve gözden geçirdiği 1982 Anayasası, yürürlükte kaldığı sürece herkes için “bağlayıcı ve üstün” hukuk normu. Ne var ki, özellikle Ağustos 2014’te cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte “fiili durum” kavramı sıkça kullanılmaya başladı. Oysa bir hukuk devletinde sadece hukuki durum (de jure), anayasal düzen ile örtüşür; anayasa dışı uygulamalar (de facto) kabul edilemez.

Bu ortak yapıt, de jure ve de facto ayrımı çerçevesinde yayılan bilgi kirliliği eşliğinde, siyasal rejimler üzerine toplumda yaratılmak istenen algı operasyonu karşısında uzmanların, “anayasa kamuoyu”nu doğru ve gerçek bilgiye yönlendirme çabası…

Bu özelliğiyle kitap, başta seçilmiş siyasetçiler olmak üzere bütün yurttaşlara hitap ediyor. Anayasa yoluyla geleceklerinin ipotek altına alınmaması için özellikle gençlerin okuması gereken bir eser…

İletişim yayınlarından çıkan kitap hakkında daha fazla bilgiye şu adresten ulaşılabiliyor: http://www.iletisim.com.tr/kitap/turkiyenin-anayasa-gundemi/9287#.V0tSUsd2lmA

Kitapta yer alan bölümler 

Anayasa nedir? Anayasacılık nedir?
Türkiye anayasacılık bakımından nasıl değerlendirilebilir?
Anayasalar neden yazılır ve neden değiştirilir?
Anayasada denge ve denetim ne anlama gelmektedir?
En iyi anayasa kısa anayasa mıdır?
Siyaset bilimi açısından iyi bir anayasayı belirleyen nedir?
Siyasal rejim ve siyasal sistem kavramları arasında nasıl bir ilişki vardır?
Başlıca siyasal rejimler hangileridir?
Siyasal rejim tartışması ile insan hakları arasında nasıl bir ilişki vardır?
İnsan hakları nedir, ne işe yarar?
İnsan hakları olmadan gelişme olur mu?
İstikrar ne anlama gelir?
Demokratik bir anayasa neden demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur?
Parlamenter rejim nedir?
Parlamenter rejimin temel mantığı hangi esaslara dayanmaktadır?
Avrupa “demokrasi modeli” parlamenter rejime mi dayanmaktadır?
Avrupa demokrasi modeli ile Türkiye arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?
Başkanlık rejimi nedir?
ABD siyasal rejiminin işleyişini belirleyen öğeler nelerdir?
ABD başkanlık rejimi Türkiye’ye uygulanabilir mi?
Federal olmayan bir başkanlık ne anlama gelir?
Meksika modeli ne anlatmaktadır?
Başkanlık rejimi “diktatörlüğe” nasıl dönüşür? Örnekleri nelerdir?
Başkanlık rejimiyle yönetilen istikrarlı demokrasi sayısı kaçtır?
Fransa’da yarı başkanlık rejimini belirleyen temel öğeler nelerdir? Bu rejimin olumlu yönleri ve zaafları nelerdir?
Portekiz yarı başkanlık rejimi, nasıl bir gelişim çizgisini yansıtır ve başarımı nedir?
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi parlamenter rejimle bağdaşır mı?
Parlamenter rejim istikrarsızlık yaratır mı?
Koalisyon hükümetlerinin demokratik rejimlerde yeri nedir?
Koalisyon hükümetleri istikrarsızlık kaynağı mıdır?
Parlamenter rejimin işletilmesi nasıldır ve bu işleyişte öne çıkan öğeler nelerdir?
Esneklik bakımından parlamenter rejim ile başkanlık rejiminin karşılaştırılabilir mi?
Esneklik bakımından parlamenter rejim ile yarı başkanlık rejiminin karşılaştırılabilir mi?
Anayasal ödünç alma nedir?
Fransa modeli Türkiye’ye ne ölçüde uygulanabilir?
Siyasal rejim kişiye özgü olabilir mi?
Yargı bağımsızlığı için asgari standartlar nelerdir?
Anayasa Mahkemesi bir vesayet kurumu mudur?
Anayasa Mahkemesi olmadan da ülke yönetilir mi?
Siyasal rejimler ve yargı bağımsızlığı arasında nasıl bir ilişki vardır?
Osmanlı-Türk anayasal geleneğinde başkanlık rejimine yer var mı?
1982 Anayasası nasıl bir siyasal rejim öngörmektedir?
Türkiye’deki anayasal gelişmeler ışığında güncel anayasal sorunlar nasıl ele alınmalıdır?
1982 Anayasası geçirdiği değişikliklerle ne ölçüde başkalaşıma (metamorfoza) uğramıştır?
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu ne anlama gelmektedir?
Türkiye’de otoriter/totaliter bir yönetimden bahsedilebilir mi?
“Fiilen başkanlık sistemine geçmek” ne anlama gelmektedir?
Cumhurbaşkanı, bakanlar kuruluna başkanlık edebilir mi?
2007 anayasa değişikliği hükümet sistemini yarı başkanlık hükümet sistemine dönüştürmüş müdür?
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, sistemi dönüşüme uğratmış mıdır?
1982 Anayasası’nın kazanımları ile olası bir yeni anayasa arasında nasıl bir ilişki kurulmalıdır?
En iyi anayasa çoğunluğun yaptığı anayasa mıdır?
Yeni anayasa arayışında yönteme ilişkin öncelikler nelerdir?
Yeni anayasa arayışında içerikle ilgili öncelikler nelerdir?
İlk üç maddenin değiştirilemezliği aşılamaz bir “sorun” mudur?
Anayasa katı üniter yapının gevşetilmesine izin vermiyor mu?
1982 Anayasası’nın “değişmesi gereken hükümleri” nelerdir?
“Türk tipi başkanlık” ne anlama gelmektedir?
Türkiye parlamenter rejim ile yönetilebilir mi?
Çift meclis tercihi Türkiye için savunulabilir mi?
Parlamenter rejimi etkili kılmaya yönelik düzenlemeler neler olmalıdır?
Muhalefetin anayasal statüsü nasıl düzenlenebilir?
Merkeziyet/ademimerkeziyet ilişkisi düzenlenirken hangi ölçütler esas alınmalıdır?
Anayasada ademimerkeziyetin istisna değil kural olmasının önündeki engeller nelerdir? Gelişmiş ülkelerde bu engeller neden ve nasıl bertaraf edilir?
Ademimerkeziyetin önündeki engelleri aşmak amacıyla yapılması gereken düzenlemeler hangileri olabilir?
Anayasa “toplumun özgeçmişi” olabilir mi?

Anayasa Hukuku Dergisi’nin Sekizinci Sayısı Yayımlandı

anayasa-hukuku-dergisi8-kopya

 

 

ANAYASA HUKUKU DERGİSİ’NİN 8’İNCİ SAYISI YAYIMLANDI

ANAYASA HUKUKU DERGİSİ JOURNAL OF CONSTITUTIONAL LAW REVUE DE DROIT CONSTITUTIONNEL

Cilt: 4/Sayı 8 Volume: 4/Issue: 8 Yıl/Year: 2015

(Tübitak Hukuk Veritabanında Dizinlenmektedir)

 

MAKALELER/ ARTICLES

Legal and Political Aspects of Constitutional Changes in Georgia – Mariam Jikia

Gürcistan’daki Anayasal Değişikliklerin Hukuki ve Siyasi Boyutları – Mariam Jikia Çeviren/Translated by: Sezen Kama

Inventer la Paix Apres un Demi-Siècle du Conflit Armé Étude Sur les Discours de la Justice Transitionnelle en Colombie Luis-Miguel Gutierrez Ramirez

Yarım Asırlık Silahlı Çatışmanın Ardından Barışı Yaratmak Kolombiya’da Geçiş Adaleti Tartışmaları Üzerine İnceleme Inventing the Peace After a Half-Century of Armed Conflict Study on the Transitional Justice Discourses in Colombia Luis-Miguel Gutierrez Ramirez Çeviren/Translated by: Serkan Köybaşı

İhas’a Ek 15 ve 16 No.lu Protokollere İlişkin Genel Gözlemler General Observations on Protocols No. 15 and 16 to the ECHR – Abdullah Sezer

Yüksek Seçim Kuruluna İlişkin Güncel Anayasal Tartışmalar Current Constitutional Debate Regarding the Supreme Election Board – Nihan Yancı Özalp

Eşcinsel Birlikteliklerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde Tanınması The Recognition of Same-Sex Relationships within the Framework of European Convention on Human Rights – Emre Birden

Latin Amerika Başkanlık Sistemlerinden Bir Örnek: Bolivya’da Başkanlık Sistemi As an Example of Presidential Systems in Latin America: The Bolivian Presidential System Sinem Şirin

KARAR İNCELEMELERİ/ REVIEWS OF DECISIONS/JUDGEMENTS

Artık Ankara’da Anayasa Mahkemesi Var! There is a Constitutional Court in Ankara Now! Mesut Gülmez

KİTAP TANITIMLARI / BOOK REVIEWS

Mesut Gülmez, Sosyal Haklarsız ‘Yeni’ Anayasa mı? Eleştirel Gözle Emek ve Sermayenin Önerileri Mesut Gülmez, A ‘New’ Constitution Without Social Rights? Suggestions from Labour and Capital Through a Critical View – İbrahim Ö. Kaboğlu

Sevtap Yokuş, Türkiye’de Çatışma Çözümünde Anayasal Arayışlar Sevtap Yokuş, Constitutional Pursuit for Handling Conflicts in Turkey – İbrahim Ö. Kaboğlu Duygu Şimşek Aktaş

ANAYASA HABERLERİ / CONSTITUTIONAL NEWS

Akademisyenlerden Anayasal Kurumlara Çağri: Cumhurbaşkani Seçimlere Gölge Düşürüyor!

Rojava Toplumsal Sözleşmesi’ne Genel Bir Bakış A General Overview of the Social Contract of Rojova – Begüm Yıldız

“Pasifist” Japonya’da Militarist Milliyetçilik İnşa Edilirken… As Militarist Nationalism is Building up in“Pacifist” Japan… – Tolga Şirin

Mahkeme’nin Dostlarından “İç Güvenlik Yasası” Uyarısı: Anayasa Mahkemesi’ne Sunulan İlk Amicus Curıae Raporu Kabul Edildi First Amicus Curiae Brief before the Constitutional Court – Erkan Duymaz.

Le Premier Rapport Amicus Curiae Devant la Cour Constitutionnelle – Erkan Duymaz

2015’te İHAM’ın Türkiye’ye Karşı Verdiği İhlal Kararları ve Türkçe Özetleri Judgments and Decisions Given by the ECtHR Against Turkey in 2015 and Their Summaries In Turkish – Benan Molu.

Bu Ortamda Anayasa Yapılamaz: Barışın Tesis Edilmesi, Yol Temizliği ve Demokratikleşme Şarttır

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 67. Yılında Türkiye’de Siyasal İfade Özgürlüğü

“Önce Demokrasi: Anayasacılar Öneriyor Halkımız Tartışıyor” Paneli 11 Haziran 2016’da Kartal’da

anayasa-afis

“Önce Demokrasi: Anayasacılar Öneriyor Halkımız Tartışıyor” Paneli 11 Haziran 2016’da Kartal’da Yapılacaktır

Anayasa Hukuku Derneği 11 Haziran 2016 tarihinde Saat:14.00’da Bülent Ecevit Kültür Merkezi Nikah Salonu’nda Kent Kültürü ve Demokrasi Derneği ve Kartal Hukukçular Derneği ile birlikte ÖNCE DEMOKRASİ / “ANAYASACILAR ÖNERİYOR, HALKIMIZ TARTIŞIYOR” başlığıyla panel düzenleyecektir. Toplantı herkesin katılımına açıktır.

Konuşmacılar:

Prof. Dr. İbrahim Ö. KABOĞLU (Marmara Üniversitesi)

Prof. Dr. Sultan Uzeltürk (Yeditepe Üniversitesi)

Yrd. Doç. Dr. Tolga ŞİRİN (Marmara Üniversitesi)

Yrd. Doç. Dr. Didem YILMAZ (Bahçeşehir Üniversitesi)

Adres: Bülent Ecevit Kültür Merkezi –  Kordonboyu Mah. Ankara Cad. No: 142 Kartal, 34860 İstanbul

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği – Genel Kurul Duyurusu

Barış eylemine yapılan saldırının sorumluları cezalandırılsın!

Anayasa-Der ve TCHD’nin Anayasa Mahkemesi’ne Sunduğu Amicus Curiae Raporu Haberleştirildi

Akademisyenlerden Anayasal Kurumlara Çağrı

Call from acedemics to the institutions that have the duty to implement the Constitution

Anayasa Hukuku Dergisi’nin Yedinci Sayısı Çıktı!

İç Güvenlik Yasası Hakkında “Mahkemenin Dostu” Raporu

GSÜ Hukuk Fakültesi Bülent Tanör anısına Türkiye’nin Temel Anayasal Sorunları sempozyumu düzenliyor

Anayasa-Der, Uluslararası Anayasa Hukuku Derneği’nin üyesi oldu

Anayasa-Der: İnsan Hakları Aktivistlerine Yönelik Politik Amaçlı Baskılara Son Verilmelidir!

sebnem-korur-fincanci-ahmet-nesin-ve-erol-onderoglu-tutuklandi-151270-5

 

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği olarak Türkiye’de ifade özgürlüğü konusundaki kötüye gidişi ve bu çerçevede yargı bağımsızlığının tahrip edilmiş olmasını kaygıyla takip etmekteyiz.

Geçtiğimiz aylarda, ülkemizin birikimini temsil eden akademisyenler, hükümeti eleştiren bir bildiri kaleme aldıkları için soruşturmalara tabi tutulmuş ve bazıları özgürlüklerinden mahrum bırakılmışlardır. Yine ülkemizde kamuoyunun yakından tanıdığı bazı gazeteciler vahim bir katliamla ilgili sanatsal gönderme içeren bir karikatürü köşelerinde paylaştıkları için cezalandırılmış, Kürt sorunu konusunda eleştirel yaklaşım geliştiren yayın organlarının yöneticileri ve gazetecileri hakkında açılan soruşturmalar yoluyla basın özgürlüğü üzerinde baskı kurulmuştur.

Son olarak, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı, Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye temsilcisi, gazeteci/yazar sıfatlarına sahip çok değerli insan hakları aktivistleri, Özgür Gündem gazetesi için başlatılan dayanışmaya destek olmak amacıyla bir günlüğüne bu gazetede nöbetçi genel yayın yönetmenliği yapmalarının ardından, “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanmışlardır.

Bu son olay, ülkedeki genel durumdan ayrı düşünülemez ve Türkiye’deki “insan hakları savunucularına sert davranma politikasının parçasıdır.” Gazeteciler, akademisyenler ve genel olarak insan hakları savunucuları hakkında açılan bu soruşturmalar ve tutuklamalar, suçla mücadele amacı taşımamaktadır. Aksine, Türkiye’de insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi değerlere sahip çıkan ve hükümetin politikalarını eleştiren kişileri cezalandırma ve bu yönde düşünenleri caydırma amacı taşımaktadır. Söz konusu soruşturma ve tutuklamalar, haber ve muhalif  düşüncelere karşı uygulanan politik amaçlı tedbirlerdir.

Hükümetten insan hakları savunucularına karşı uyguladığı bu politikalardan vazgeçmesini, politik amaçlı soruşturma ve tutuklamalara son vermesini, devletin uluslararası taahhütlerine uygun olarak, insan haklarına saygılı, demokratik bir toplum düzeninin gereklerini yerine getirmesini talep ediyoruz.

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği