Kaybettiğimiz Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ı sevgi ve saygıyla anıyoruz.

Prof.Dr. Mümtaz Soysal (1929-2019)

Fazıl Sağlam

 

İbrahim Kaboğlu, Sibel İnceoğlu, Mustafa Ertin, Arzu Becerik, Tolga Şirin ve Ece Göstepe’nin Mümtaz Soysal ile ilgili iletilerini buruk bir hüzünle okudum. Özellikle İbrahim Hoca’nın işaret ettiği “Dinamik Anayasa Anlayışı”, “Bugün’e nasıl gelindiğini açıklayabilecek kadar güncelliğini koruyor. Akşama doğru eve ulaşmak üzere yürürken Cumhuriyet’ten arayıp bir şeyler söylememi istediler. Donakaldım. “Şu anda ayaküstü ne söylesem içime sinmeyecek; beni affedin. Becerebilirsem belki bir yazı gönderirim” gibi birşeyler söyledim. Becerebilir miyim bilmiyorum.

Ama yazmayı düşündüğüm anılardan bir kesitini Mümtaz Hoca’yı anmak üzere sizlerle paylaşmak istedim:

1) İş Hukuku doktorası için gittiğim Köln’den döndükten sonra doğrudan SBF AYH kürsüsüne başvurdum. Benimle birlikte başvuranların sayısı otuzu aşıyordu. Önce dil sınavına girdik. Sınavdan sonra Bahri Hoca, Mümtaz Soysal hapiste olduğu sürece bilim sınavını yapmayacağını, resmen seçilmiş bir jüri olsa bile, kürsünün tüm elemanlarının görüşü alınmadan asistan belirlemenin kürsü geleneğine aykırı olduğunu, ama sınava katılma hakkımızın saklı tutulacağını, bu nedenle adreslerimizi ve telefon numaralarımızı sekretere bırakmamızı istedi. Gerçekten de bir yıl kadar sonra yeniden sınava çağrıldığımda, Mümtaz Hoca, hapisten yeni çıkmış kısa saçlarıyla sınavı dinleyici olarak izliyordu. Böylece kürsüdeki ilk ciddi eğitimimi giriş sınavı sırasında aldığımı söyleyebilirim.

2) Yetmişli yılların ikinci yarısında SBF’de İnsan Hakları Merkezi kurulmuştu. İki yıl kadar önce o merkez kapatıldı ve tabelası kurtarılarak Cem Eroğul ve benim de katıldığım bir törenle Mülkiyeliler Birliği girişine çakıldı.  Merkezin ilk uluslararası Toplantısı, Tarabya Otelinde yapılmıştı. Üç gün süren toplantıda Türkiye adına bildiriyi Mümtaz Soysal sundu. Aynı toplantıda ÜNESCO İnsan Hakları ve Barış Bölümü Müdürü Karel Vasak, Unesco’nun bu yıl ilk kez vereceği insan hakları eğitimi ödülünün Mümtaz SOYSAL’a verildiğini açıkladı. Mümtaz Hoca’nın bildirisi misafirlerde çok büyük bir ilgi uyandırmıştı. Sorular arka arkaya gelmeye başladı. Önceleri ayırdına varamadım, ama, birden ilginç bir olay dikkatimi çekti: Mümtaz Hoca kendisine hangi dilde soru sorulmuşsa, büyük bir doğallıkla aynı dilde cevap veriyordu. O gün Mümtaz Soysal bana yalnızca Hocam olarak değil, gerçek anlamda uluslararası kapasitede bir bilim adamıyla aynı kürsüsünde olmanın onurunu yaşattı.

3) Derslerini dinlemekten büyük bir keyif alıyordum. Sınıfa girdiği zaman konuşmaların kesilmesi için hiç hareket etmeden beklerdi. Kimi zaman bu bekleyiş, sınıfta çıt çıkmayana kadar sürerdi. Sonradan öğrendim. Bu tavır öğrenciler ve asistanlar arasında “Mümtaz çekmek” olarak anılıyormuş. Öğrenciye bağırıp çağırmadan sınıfta sessizlik sağlamanın inceliğini ondan öğrendik. Öğrenci boykotlarının hâlâ süregeldiği bir dönemde pos bıyıklı babayiğit bir öğrenci sınıfa daldı. “Haydi arkadaşlar boykot kararı var; herkes dışarı!!!” diyecek oldu. O vakur sâkinliği ve soğukkanlığlığı ile tanıdığımız Mümtaz Soysal, bir anda “Sen kimin dersinden öğrenci alıyorsun” diye parlayıp öğrencinin üzerine yürüdü ve yaka-paça dışarı attı da öğrencinin gıkı çıkmadı. Hiç unutamadığım olaylardan biridir.

4) Kamu Hukukçuları Platformu’nun ikinci toplantısı Kıbrıs’ta yapıldı. Toplantının ikinci gününde 3. Oturum, Anayasal Demokrasi ve Üniter Devlet” başlığını taşıyordu. Oturum Başkanı Mümtaz Soysal’dı. Bildiriyi İbrahim Kaboğlu sunacaktı. Attila NALBANT ,Sezgin TANRIKULU ve İlker Gökhan ŞEN yorumcu olarak katılacaklardı. Toplantıya on gün kala Kaboğlu, Nalbant ve Tanrıkulu birkaç gün arayla önemli mazeretleri olduğunu bildirdiler. Kısacası Mümtaz Bey’in yöneteceği bir oturum kalmamıştı. Telefona sarıldım. Durumu anlatmaya çalıştım. Sesim titriyordu. Muzip bir ses tonuyla “Ne yani, sen şimdi benden bu boşluğu dolduracak bir konuşma mı bekliyorsun?” diye sordu. “Evet Hocam. Tam da bunu istiyorum, ama bir hafta kaldı, söylemeye dilim varmıyor.” diye cevap verdim. “Tamam, tamam sakin ol” diye beni rahatlattı. “Merak etme ben bu konuşmayı yapacağım. Benden sonra o genç arkadaş da katkısını sunar” dedi ve Kıbrıs’a gelip bir saatlik bir konferans sundu. Gerisin ben anlatmayayım.  Lütfen, “Küreselleşen Dünyada Anayasal Demokrasi” başlıklı kitabın 313 – 360. sayfaları arasındaki bölüme bakın ve Mümtaz SOYSAL’ın yaptığı konuşmayla nasıl bir canlı tartışma ortamı yarattığını okuyun.

Kendisini minnet, sevgi ve saygıyla anıyoruz. Işık içinde yatsın.

 


Cem Eroğul

Mümtaz Hoca’nın öğrencisi olma mutluluğunu 1962-63 ders yılında, doçent olarak verdiği ilk derste yaşadım. “Ders nasıl verilir?” dersinin heyecanını, o yıl kana kana tattırdı bize. Dört yıl sonra da “kürsüdaş” olduk. 1973’te, doçentlik jürimin en genç üyesiydi. Fazıl o günleri çok iyi bilir. Oğlum henüz bir yaşını tamamlamamışken, eşim bir türlü teşhis edilemeyen ama yirmi küsur gün boyunca ateşini sürekli 41’de tutan çok ağır bir hastalık geçirmekteydi. (Sonradan paratifo olduğu anlaşıldı, ama kalp zarı iltihabı şüphesiyle kardiyolojide yatıyordu.) Onları o halde Ankara’da bıraktım ve Fazıl sayesinde İstanbul’a gelip sınava girebildim. Ankara’dan hâlâ haber gelmemişti. Sınavı kazandığım tebliğ edilince bayılacak haldeydim. Kendime en yakın gördüğüm Mümtaz Hoca’ya sarılmak istedim. Ama o beni  itti! Meğerse erkek erkeğe öpüşmezmiş. Çok bozuldum tabii. Ama kısmet şu ki, aradan yıllar geçtikten sonra, Mülkiye’de bu sefer ben sekseninci yaşını kutlama toplantısını düzenleyince, o kadar mutlu oldu ki, toplantı sonunda kalkıp sahneye geldi ve sarılıp beni öptü. (Hoca’nın huyu bilindiğinden, salondan anlamlı gülüşme sesleri gelmedi desem yalan olur!)
Tek sözcükle, son derece değerli, gerçekten de “dört dörtlük” bir insandı Mümtaz Hoca. Işıklar içinde yatsın.

İbrahim Özden Kaboğlu
Mülkiye Mektebi Dekanı Profesör Doktor Mümtaz Soysal, Dinamik Anayasa Anlayışı kitabı nedeniyle 12 Mart cuntası tarafından hapse atıldı ve askerî yönetimde Anayasa değişikliği yapılırken kendisi fikrinin bedelini fiziğiyle ödedi. Yaklaşık elli yıl sonra, yine olağanüstü ortam ve koşullarda, Anayasa değişikliği sırasında bu kez asistanları ve öğrencileri gece yarıları üniversitelerden atıldılar, mahkeme kapıları bile kendilerine kapatıldı. Kamusallığın, ulusallığın ve sosyalliğin savunucusu olan Mümtaz Soysal’ın kamusallık bakımından özelleştirmenin satış işlemine dönüştürüldüğü bir ortamda ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Kendisini saygıyla anıyoruz. Hukuk devleti yolunda anayasacıların daha çok işinin olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
Hocam, sizin anılarımızı yaşatacağız.

Demirhan Burak Çelik

 

Kendinden söz etmeyi seven bir kişi değilim. Bu yüzden aşağıdaki satırları ancak yazabildim. Ama söz konusu Mümtaz Soysal olunca yazmasam olmazdı, kendimden söz etmeden de anlatmak istediklerimi anlatamazdım gibi geldi…

Mümtaz Hoca, birçoğumuz gibi benim de anayasa hukuku alanındaki rehberlerimdendi. Lise sonda arkadaşlarım harıl harıl test çözerken benim elimde iki kitap vardı: Server Tanilli’nin Devlet ve Demokrasi’si ile Mümtaz Soysal’ın 100 Soruda Anayasanın Anlamı… Üniversite sınavından önce kararımı vermiştim. Mümtaz Soysal gibi “anayasacı” olacaktım.

Hukuk 1’deyken babası avukat olan bir arkadaşım bir gün elinde Anayasaya Giriş’in ilk baskısı ile gelmiş ve bana hava atmıştı. Sonradan o kitabı okuduğumda da adeta büyülenecektim. Ve tabii Dinamik Anayasa Anlayışı’nı. Bu kitaplarla, bilmeden kullandığım “anayasacı” teriminin ete kemiğe büründüğünü; anayasanın gerçek anlamının ancak tarihsel, toplumsal ve siyasal bağlamı içinde ele alındığında kavranılabileceğini öğrenecektim.

Mümtaz Hoca’nın 1995 anayasa değişikliği sırasındaki katkısını da taptaze bir hukuk öğrencisi olarak heyecanla izlediğimi ve sırf onu dinleyebilmek için Meclis TV’yi takip ettiğimi anımsıyorum.

Ankara Hukuk’tan sonra Mülkiye’de yüksek lisansa başlayınca, sevgili Hocam Cem Eroğul’un odasında Mümtaz Soysal’ın bir fotoğrafını görmek şaşırtmamıştı beni (Şimdi o fotoğraf sevgili dostum Murat Sevinç’te sanırım). Ama yine yüksek lisans sırasında şaşırdığım bir olay oldu. Yüksek lisans derslerinin yanında hem Cem Hoca’nın Anayasaya Giriş hem de rahmet, sevgi ve saygıyla andığım Yavuz Sabuncu’nun Türk Anayasal Düzeni adlı lisans derslerini izliyordum. Bir gün derslikte Cem Hoca’yı beklerken karşımızda Mümtaz Soysal’ı buluverdik. Öğrenciler, kitaplarının yanında Dışişleri Bakanlığı, özelleştirmelere karşı mücadelesi ve köşe yazarlığı dolayısıyla tanıdıkları bir adı kürsüde görünce bir uğultudur başladı. “Aaa”lar, “Ooo”lar, garip ama “Mümtaaz” diye bir sesleniş… Mümtaz Hoca ise kürsüde hiç konuşmadan bekliyordu (Sevgili Fazıl Sağlam Hocamızın belirttiği gibi “Mümtaz çekiyormuş“). Sınıfta çıt çıkmayana dek sabırla bekledi ve sonra Türkiye’nin anayasal tarihini ve temel anayasal sorunlarını her zamanki gibi son derece akıcı ve dinamik üslubuyla bir çırpıda özetleyiverdi.

Mümtaz Soysal, kendisinden dinlediğim bu ilk ve tek derste, bütün büyük hocalar gibi
“ders içinde bir ders” de verdi. Hoca, arada İngilizce bir cümle içinde ülkemizden söz ederken “Turkey” dedi. O sıra “Turkey değil Türkiye” modası başlamıştı. Bunun etkisiyle olacak, müdahale edip “Türkiye, Türkiye” diye seslenenler oldu. Mümtaz Hoca önce anlamadı, sonra “Haa, şimdi böyle diyorlar değil mi, hindiden dolayı” deyip gülümsedi. “Ama buna takılmaya gerek yok. Amerikalılar o hayvanı bizden gördükleri için adına turkey demişler; biz Hindistan’dan geldiğini düşündüğümüz için hindi demişiz; Mısırlılardan görseydik mısrî diyecektik” dedi ve ekledi: “Bunlar boş işler. Böyle şeylerle uğraşmayın. Siz Türkiye için iyi şeyler yapmaya, Türkiye’yi geliştirmeye, ilerletmeye bakın.”

“Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin.” Mümtaz Soysal bana hep Tevfik Fikret’in “Bir Tasvir Önünde” şiirinin bu son dizesini anımsattı. Evi bombalandığında da, Mülkiye Dekanıyken gözaltına alınıp tutuklandığında da, Dışişleri Bakanlığında da, özelleştirmelere karşı mücadelesinde de, kimi zaman bırakın kendinden farklı düşünenleri kendi mahallesindekilere bile fazla aykırı görünen görüşleri yazarken de. Hak bellediği yoldan sapmadı.

İyi ki vardı Mümtaz Hoca, iyi ki bu dünyadan geçti. İyi ki onun öğrencisi olduk…


Murat Sevinç

Benim için Mümtaz Soysal, tüm nitelikleri ve tarihi bir yana, 1988’de ders aldığım bir ‘hoca.’ Doğrusu, öğrencilerinin hayranlığını kazanmış bir hoca. Mümtaz Hoca’dan ders alıp onun hocalığından, ders anlatma şeklinden, o dersin lezzetinden etkilenmemiş kimse yoktur.

Prof. Mümtaz Soysal 11 Kasım 2019 Pazartesi günü, vefat etti.

Eski ‘Kürsü’mün temel taşı olan hocalarındandı.

Mümtaz Soysal yalnızca kürsü hocası değildi. 1961 Anayasası’ndaki emeği, o dönem hocalarının bazı klasik siyaset bilimi eserleri çevirilerindeki rolü (örneğin meşhur Federalistler’in bir kısmını Türkçe’ye kazandırmıştır.), 1960’ların düşünce yaşamına damga vurmuş YÖN Dergisi yılları, 12 Mart’ta ‘SBF Dekanı’ iken ders anlattığı esnada askerlerce alınıp cezaevine konulması, 12 Eylül günleri, Kıbrıs sorunu, özelleştirmelere karşı tavrı ve çabası, siyaset ve kısa süren bakanlık günleri, Cumhuriyet gazetesinde tamamladığı köşe yazarlığı, particilik… Yalnızca bir iki durak, Hoca’nın yaşamında.

Çok uzun yıllar akademi, düşünce yaşamı ve siyasete damga vurmuş bir ‘Cumhuriyet kuşağı’ aydını Mümtaz Soysal. Düşüncelerini benimseyenler kadar, kuşkusuz benimsemeyenlerin de olduğu bir akademisyen. Buna mukabil düşüncelerine karşı olup kayıtsız kalamayanların da, saygıda kusur etmediği, önemli bir ‘figür.’ Günümüz ‘sosyal ve sosyal olmayan kızgın medya kazanının’ en ateşli mensupları için pek bir şey ifade etmez belki ama, sizi sevmeyenlerin de asgari saygısını kazanmak, eskilerde önemli bir meziyetti.

Benim için Mümtaz Soysal, tüm nitelikleri ve tarihi bir yana, 1988’de ders aldığım bir ‘hoca.’ Doğrusu, öğrencilerinin hayranlığını kazanmış bir hoca. Mümtaz Hoca’dan ders alıp onun hocalığından, ders anlatma şeklinden, o dersin lezzetinden etkilenmemiş kimse yoktur. 1995 Aralık ayında, o tarihte artık ders vermediği Anayasa Kürsüsü’nde asistan olduktan sonra ise, yazıp çizdiklerinden çok yararlandığım ve öğrendiğim bir anayasa hocası.

Çarşamba günü defnedilecek. Sevgi Soysal ile aynı kabristana…

Hoca’nın yıllarını verdiği SBF Anayasa Kürsüsü’nün eski bir mensubu olmaktan, onur duyuyorum. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Aşağıda okuyacağınız satırlar, Gazete Duvar için kaleme aldığım ilk kitap yazısı. Bu incecik kitabın, Türkiye’de bugüne dek yapılmış en iyi ‘anayasa okuması’ olduğu kanısındayım. Hoca’yı, çok sevdiğim çalışmasıyla anmak istiyorum: Dinamik Anayasa Anlayışı

İlk kitabın ‘gündem’ açısından anlamı çok büyük. Anayasacılığımızda çok ama çok önemli bir eser olmasına karşın ne yazık ki kimi genç meslektaşların da haberi yok!
Kitap, Prof. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı adlı eseri. 1969’da yayımlanmış. Ana başlığın altındaki alt başlık şöyle: Anayasa Dialektiği Üzerine Bir Deneme. A.Ü. SBF Yayınları içinde 272 numaralı yayın. O zamanlar SBF’nin böyle değerli yayınları var, kitap basıyor. Hatta müthiş bir çeviri furyası içindeler. Siyaset biliminin çok temel ve değerli eserlerini çeviriyor, sosyal bilimlerin büyük isimleri.

Prof. Mümtaz Soysal, hem anayasacılığımız hem de siyasi tarihimiz açısından önemli bir akademisyen, siyasetçi, entelektüel. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı adlı yalnızca ‘114 sayfalık’ çalışması, bana kalırsa bir anayasanın nasıl ele alınması, yorumlanması, anayasaların hangi ‘değerlendirmelere’ açık ya da kapalı olduğunun saptanabilmesini anlatan en yetkin eserlerden biri. Soysal’ın alanımıza çok değerli bir katkısı. Kitabın ilk paragrafının ilk cümlesi, günümüz Türkiye’si açısından gerek anayasa tartışmalarının bir ülkenin siyasal düzeniyle ne kadar iç içe olduğunu göstermesi, gerekse bu ilişki nedeniyle aslında siyasal olan tüm alt üst oluşların nasıl anayasal tartışma şeklinde ortaya çıktığını sergilemesi açısından anlamlı:

“Anayasa sözünün bıkkınlık verecek kadar sık kullanıldığı başka bir toplum bulmak herhalde çok güç. Türk toplumu, her tartışmasında, her yazısında, her söylevinde ‘anayasa’ sözünün edildiği bir toplum oldu.” (s.1)

Bir anayasanın nasıl okunması gerektiği ya da okunabileceğini anlatıyor metin. 1961 Anayasası’nın yorumuna yönelik hazırlanmış görünse de genel çıkarımlar yapmak mümkün. Hoca’nın sözcükleriyle: “Anayasa ancak dialektik görüşün yarattığı bir dinamizmle uygulanırsa ayakta kalır; kendi içindeki görünüşleri aşıp daha sağlam temellere oturtulmazsa çöker. Kitap… durgun gözüken dengelerden yaratıcılık çıkarabilmenin yollarını araştırmak amacıyla yazıldı.”

Şimdiki zaman açısından bizleri çokça ilgilendiren kısım, özellikle 27 Mayıs öncesindeki anayasa sistemine ilişkin değerlendirmeler. Bakalım:

Anayasalar sonsuza dek ayakta kalacak metinler olamaz. Bu nedenle önemli olan, gelişmesinin belirli bir noktasında bulunan toplumda, siyasal yaşamı belirleyen temel metnin nasıl olması ya da nasıl yorumlanması gerektiği. Demek ki Soysal’a göre anayasalar kaçınılmaz şekilde toplumsal yaşamın ‘bir aşamasını’ yansıtır. 2017 Türkiyesi için de geçerliliğini koruyan bir saptama yapıyor Soysal:

“Son yıllarda, Türkiye’deki hukuk tartışmalarının en belirli özelliği, neredeyse geçen yüzyılları hatırlatacak bir kutuplaşmanın görülmesi: Bazıları hükümlerin hurda ayrıntıları ve kelimelerin ince anlamları arasında ‘pozitivist’ bir titizlikle kaybolurken, bazıları, özellikle haklar ve özgürlükler konusunda, pek yüce ve soyut sözler ederek ‘doğal hukuk’ alanına doğru kaymaktadırlar.”(s.3)

Ardından kendi çalışmasının iki kutuptan da biraz uzaklaşacağını vurguluyor. Yazar, bir anayasa (örneğin 1961) toplumun belli bir aşamasında neyi sağlamak için ortaya çıkar? sorusunu yöneltiyor. Asıl sorulması gereken bu değil mi? Hele ki sürekli yeni anayasaya gereksinim durulduğu söylenen bir dönemde, ‘ne için anayasa?’ sorusu, ilk ve temel soru olmalı.

Soysal bu minval üzerinde ilerliyor: Anayasa yalnızca bir dönemin endişelerini gidermek için mi yapılır, yoksa metnin içine işleyen daha derin bir amaç mı vardır? Ardından gelen sorular, böyle bir amacın olduğu varsayımından hareket ediyor. Eğer bir anayasanın derin anlamı varsa, bu anlam o metnin kendi içinde bulunan ilişkilerden çıkarılmaya çalışılabilir:

“İncelemenin pozitivist tutuma yaklaşan yönü burada: aranan anlam, yapıcıların sübjektif amaçlarında değil, metnin kendi içinde, ortaya konan yapıtın özünde aranmaktadır. Öte yandan, yine de bir ‘amaca göre’ yorum söz konusu.” (s.5)

Demek ki bir metnin anlamlandırılmasında, yaratıcılarının öznel amacı önemli ama bir de metnin ihmal edilmemesi gereken kendi iç dinamikleri var. İkisi de göz önünde bulundurulmalı. Anayasa hukukunun başlıca kaygısının denge aramak olduğunu hatırlatan Mümtaz Soysal, ardından, bunun özgürlük ve otorite arasında soyut bir ‘denge yaratma’ çabası olmaktan öte, sosyal güçler arasında olabildiğince uzun sürecek bir ‘denge arayışı’ olduğunu vurguluyor. Bu denge, bazen egemen olana hizmet eden bir fren, bazen de gelişme olanakları arayan güçler için ayrılmış bir alan olabilir. Ama sonuçta denge arayışı hep var.

Soysal 1961 Anayasası’nın çok partili yaşamı bambaşka temellere oturtan bir metin olarak değerlendirirken, diğer yandan tarihsel oluşum içinde “keskin bir viraj” olduğu değerlendirmesine de katılmıyor. Tanzimat’tan o güne (27 Mayıs) gelen bir oluşum çizgisi söz konusu ve 1961 Anayasası bu çizginin bir uzantısı. Ancak çok da doğal kabul edilemeyecek bir uzantı. Tabii 1961 Anayasasını hazırlayanlar ve hazırlayıcıların, 27 Mayıs’ı destekleyenlerin anayasaya ilişkin genel görüşü, 1924 Anayasası’nın yanlışlıkları/eksikliklerine bir tepki olduğu yönündeydi. Soysal bu kanıyı eleştirip 1924 Anayasasına ‘insaflı’ yaklaşanlardan. İktidarın (DP) hatalı davranışlarıyla Anayasa’nın eksiklikleri arasında bir ayrım yapılması gerektiği kanısında. Tabii bu itiraz bugün için de çok önemli çünkü siyasal alandaki sorunların nedeninin yalnızca anayasaların metninde aramanın olumsuz yanı, çözümün de madde değişikliklerinde aranması oluyor. Soysal’ın ifadesiyle:

“…muhalefet partilerinin üzerinde durduğu sorunlar, ancak anayasayla ilişkili olarak çözümlenebilecek sorunlar niteliğine bürünmüştür… kurumsal ve kuralsal çözümlerin kolaylığı, bu durumda rol oynayan en önemli etken: Parlamentodaki çoğunluğun anayasaya aykırı tutumlar içine düştüğü durumlarda, anayasaya uygunluğun yargısal denetimini savunduğunuz ya da tek meclisin aceleciliği karşısında iki meclisliliğin erdemlerini saydığınız zaman, hem somut hem de başka yerde denenmiş çözümler ileri sürmenin rahatlığı içindesiniz… Buna bir de Türkiye’deki politika kadrosunun büyük ölçüde hukukçulardan kurulu oluşunu da eklemek gerek: Kurallara ve kurumsal düzenlemelere dayanan çözümler, hukukçu yaklaşımına daha uygun geliyor.”(s.10)

Bu saptama günümüz için de fazlasıyla geçerli değil mi? Her siyasal açmazı anayasal bir sorunmuş gibi gösterip, normların korunaklı dünyasına havale etmek. Yakıcı demokrasi sorunlarının, anayasa metnindeki iki maddenin değiştirilerek çözülebileceğini varsaymak.

Anayasaların, inişli çıkışlı bir çizgi üzerinde, toplumsal güçler arasındaki mücadelede denge kurmaya çalışan metinler olduğunu düşünmeliyiz. Soysal’ın dinamizmini, bir metnin kendi içindeki ‘hareketliliği/esnekliği’ olarak algılamanın yanı sıra, metinler tarihinde işgal ettiği yerin, diğer metinler üzerindeki belirleyiciliğini de kapsadığını varsaymak herhalde çok da yanlış olmaz. Çünkü anayasa tarihi inişli çıkışlı da olsa, keskin virajlar dönmek zorunda da kalsa, darbelerle kesintiye de uğrasa, sonuçta her adımda bir öncekinin izini bulmak mümkün. Yalnızca Türkiye’de değil, kurumlar ve anayasalar tarihinin incelendiği her yerde, en devrimci görünen değişikliklerin dahi az ya da çok bir süreklilik arz ettiği görülebilir. Hâl böyleyken tarihi ve geleneği yadsımak anlamlı ve gerçekçi olmayacağı gibi mümkün de değil.

Nitekim bu nedenledir ki anayasacılığımıza dair çalışmalar, 18. yüzyıl sonu Osmanlı İmparatorluğuna, anayasal belgeler tarihi ise 1808 yılında ilan edilen Sened-i İttifak’a dek götürülür. Aslında hep olan o hattı kavrayabilmek ve eğer varsa, kesintilerin içeriğini anlamlandırabilmek için. Anayasa metinleri, hukuk metinleri, yoruma muhtaçtır. Canlıdır. Kuru sözcüklerden ibaret değildir. O zaman, Hoca’nın kitabının en ilgi çekici/özgün başlıkları olan ‘Açıklık ve Kapalılık’ (69) ve ‘Kuralların Dinamizmi’ (87) ile bitsin yazı.

Bir anayasa neye açıktır, neye kapalıdır?

Soysal’a göre anayasa renksiz, boş bir kutu değil. Yani, her sisteme eşit mesafede olmaz anayasa metinleri. Anayasaların elbette ideolojik bir rengi var ve bu renk, toplumun belli bir döneminde, o toplum içinde karşılaşıp bir araya gelen ve dengelenen güçlerin ideolojik ortalamasını yansıtır. Değil mi ki anayasaların ideolojik bir renk taşıdığını kabul ettik, o zaman ‘anayasanın tarafsızlığı’ kavramı, onun kendi rengi dışındaki ideolojik tutumlara göre değişen, ‘nisbi’ bir kavram olur. Anayasanın kendisi bir ideolojik görüş taşıyabilir ve bu şekliyle, kuşkusuz, başka görüşlere açıklanma, örgütlenme ve gerçekleşme bakımlarından değişik ölçülerde bir rahatlık da sağlayabilir: “Anayasanın ideolojisi budur demek başka bir şeydir, Anayasanın bu ideolojiden başkasına kapalı olduğunu söylemek başka şey.” (71) Yani bir şeyin ‘olmaması’ ile bir şeye ‘kapalı olmak’ arasındaki fark. Bu saptamaların ardından Soysal, 1961 Anayasası’nın hangi ideolojilere, partilere açık olduğu konusunda ve ayrıca temel hak/özgürlüklerin nasıl yorumlanabileceği üzerinde yorum yapıyor.

Soysal’ın, ‘kuralların dinamizmi’ kavramı ile anlatmak istediğiyse, herhalde bugün en çok gereksinim duyduğumuz şey. İlkelerin özgürlükçü yorumunun olanaklılığı ve gerekliliği. Bazen kurucuların dahi hiç düşünmediği şartlar doğabilir ve bu ‘objektif’ koşullar anayasa metnine toplumun tarihsel gelişme çizgisine uygun, çok daha anlamlı bir amaç kazandırır. Ancak bu, kuşkusuz yalnızca yargı organlarının keşfedebileceği bir anlam değil. Hoca’ya göre, anayasanın yanlış raylarda kaybolmasını önlemek, hukukçuların hepsine düşen bir ödev.

Mümtaz Soysal’ın eseri, hem güncel anayasa tartışmaları hem de konunun meraklıları açısından eşsiz değerde, önümüzde kapılar açan, düşünmeye sevk eden bir kitap. Bilimin işlevi de buydu değil mi?


Dinçer Demirkent

Mümtaz Hoca’yı öğrenciliğimde iki defa dinledim, biri, büyük amfide, ben bu okula neden bu kadar geç girdim dedirtecek kadar heyecanlandıran bir “eski hoca” dersinde; diğeri de Şeref Salonu adlı, eski dekanlarımızın bazen korkutucu olan fotoğraflarının önünde konuşurken. Fakat elbette hocanın bende bıraktığı en etkileyici izler buralarda oluşmadı.

Gidenlerin ardından yazmak zor, insan kendine saklıyor, saklamak istiyor. Aslında konuşunca, yazınca da biraz kendine konuşuyor, kendine yazıyor. Türkiye’nin sayılı entelektüellerinden, en önemli anayasa hukukçularından biri olan Mümtaz Soysal’ı kaybettik. Çok yazı okudum, anı dinledim birkaç gün içinde. Tanıyan herkeste izi büyük bir insan, entelektüel, hoca… Öyle olunca herkes, kalan izler sadece kendinde kalmasın istiyor. O iz bırakan teması, öncelikle en etkileyici olanını anlatıyor.

Mülkiye’de kayıpların ardından törenler olur. Öğrenciliğimden beri hepsini izledim. Sütunlu salonda, tarihi kabartma haritanın hemen yanına getirilen beden ile konuşulur. En son, zor zamanların Mülkiye Dekanı Cevat Geray’ı uğurlamıştık o salondan. Zor bir zamandı yine, hangi kuşak şöyle rahat soluyabildiği bir zamana-mekana güvenebildi ki bu ülkede. Cevat Hoca’nın o salondan çıkışı, orada olup bitenler, hocanın bedeni ile yapılan konuşmalar birçoğumuzun o kapıdan ayrılışına o kadar benzedi ki… Çok daha öncesinde kürsümüzün hocası Yavuz Sabuncu’yu uğurlamıştık aynı yerden. Doktorama başlayalı altı ay olmuştu henüz, bitemeyecek bir dostluğu en güzel anlatan şeyin yarım kalan bir konuşma olduğunu öğrendim o gün, yine kürsümden öğrendim. Hâlâ öğrendiğim en önemli şey olduğunu söyleyebilirim bunun.

Mümtaz Hoca’yı öğrenciliğimde iki defa dinledim, biri, büyük amfide, ben bu okula neden bu kadar geç girdim dedirtecek kadar heyecanlandıran bir “eski hoca” dersinde; diğeri de Şeref Salonu adlı, eski dekanlarımızın bazen korkutucu olan fotoğraflarının önünde konuşurken. Fakat elbette hocanın bende bıraktığı en etkileyici izler buralarda oluşmadı. Mümtaz Hoca’yı önce başka suretlerde tanıdım. Örneğin öğrencisi olmanın mutluluğunu her zaman taşıyacağım Murat Sevinç’in lisans birinci sınıfa verdiği dersleri asistanı olarak izlemek – izlemek, çünkü asistan doktorası bitene kadar ancak pedagojik amaçlarla birinci sınıf öğrencisinin karşısına çıkarılırdı kürsümüzde- için girdiğimde saydığı isimleri ve bu dersin onların da dersi olduğunu hatırlattığını duyduğumda tanıdım. Öğrencisi olmaktan onur duyduğum Cem Eroğul’un, Birgün Gazetesi’nin Kitap Eki’nde kendi kitabı üzerine çıkan bir yazıya ilişkin telaşını gördüğümde tanıdım Mümtaz Hoca’yı. Çünkü yazıdaki, kendi yazmadığı ve kendi sorumluluğunda olmayan bir cümle sanki Cem Eroğol’un bütün meslek hayatını çalmıştı. Yazacağı bir notu yayımlatacağımızı söyleyerek biraz olsun sakinleştirebilmiştik hocamızı. Bunu paylaşmanın bugünün akademisine de kürsümüzden düşülen bir not olacağını düşünüyorum:

Prof. Dr. Cem Eroğul’un açıklaması

Sayın Yetkililer,

Birgün gazetesinin 4 Temmuz 2014 günlü kitap ekinde, benim Demokrat Parti kitabımla ilgili bir tanıtma yazısı çıktı. O yazıda, sanırım unutkanlık nedeniyle yapılan bir yanlışı düzeltmek isterim.

Yazıda, benim Anatüzeye Giriş kitabımla ilgili olarak, “anayasal gelişmeleri toplumun tarihselliği ve bütünselliği içine yerleştirerek yazılmış ilk anayasa ders kitabı” deniyor. Oysa bu tanıma tam uyan ilk kitap Mümtaz Soysal’ın 1969’da yayınlanan Anayasaya Giriş kitabıdır. Benim sözü edilen kitabımın ilk basımı ise 1993’te, yani Mümtaz Bey’in kitabından 24 yıl sonra yapılmıştır.

Hak yememek için, lütfeder de bu açıklamayı yayınlayabilirseniz size minnettar kalırım.

Cem Eroğul

Mülkiye Anayasa Kürsüsü’nün bütün o büyük adları ve eserleri arasında Mümtaz Soysal ile gerçek karşılaşmam ise onun iki eseri ile oldu: Yukarıda bahsedilen, suçlanması-cezalandırılmasıyla da ünlü olan 1969 tarihli Anayasaya Giriş ve aynı yıl yayımlanan, aşılamamış bir yöntemin ortaya konduğu, hukukçular tarafından aşılması zor bir üslup ile kaleme alınan Dinamik Anayasa Anlayışı: Anayasa Diyalektiği Üzerine Bir Deneme. Gerçek bir karşılaşmanın her daim sert bir temas içereceğini çok önce öğrenmiştim. Lisans öğrenimimde “ne kadar iyi kitaplar” diye okuduğum bu iki eser, doktoramı yazarken kimi zaman ikna etmeye çalıştığım, çoğu zaman başaramadığım, kavga ettiğim eski birer dost, yeni birer düşman oldu bana.

Tezimin başlığı “Türkiye’nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin Dinamik Kavranışı” idi. Kavgalarımın ve ikna çabalarımın sonucunda çıkan akrabalığı özetle şöyle açıklamıştım:

Burada Mümtaz Soysal’ı ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde anayasa öğretiminde onunla başlayan bir yöntemi anmak gerekir. Mümtaz Soysal, ‘Dinamik Anayasa Anlayışı’ kitabında bir anayasa diyalektiği geliştirdiği iddiasında bulunmuştur. 1961 Anayasası’nın kabulünden sekiz yıl sonra yazılan eserde, anayasanın dayanıklılığı sorusu üzerine düşünen Soysal dinamik anayasa ile anayasanın açıklığı ve kapalılığı sorununu gündeme getirmiştir. Anayasa’ya örneğin siyasal partilere açıklığı, düşünceye açıklığı, haklara açıklığı bakımından bütünlüklü olarak bakmanın, anayasacıları onu statik bir metin olarak okumaktan kurtaracağını yazmıştır. Bu yöntemi, metnin lafzını temel alan pozitivistlerin ve felsefi alanda konuşmaya eğilimli doğal hukukçuların yöntemlerini aşan bir yöntem olarak sunmuştur. Soysal’ın dinamik anayasa anlayışının kaynağında da anayasaların toplumdaki siyasal çatışmaların sonucu oluşan dengeye dayandığı, dolayısıyla anayasa hukukunun siyasal çatışmaların tarihinden bağımsız ele alınamayacağı yaklaşımı vardır. Bu yaklaşım, Mümtaz Soysal’ın Anayasaya Giriş ve Cem Eroğul’un Anatüzeye Giriş kitaplarında kendini göstermektedir. ‘Dinamik’ nitelik bakımından Soysal’dan esinlenen bu çalışmada geliştirilmeye çalışılan yaklaşım ise, siyasal topluluğun çatışma, içerme ve dışlama mekanizmalarını temel almaktadır.

Bu yöntemi öteye taşıma tasarımı ne kadar gerçekleştirebildim bilmiyorum fakat bazen hüzünle farkına vardığım şey, benim Mümtaz Hoca ile kurduğum temasın, eseriyle kurduğum dostluğun ve ettiğim kavgaların Mülkiye’nin koridorlarında, odalarında, dersliklerinde yaşanmış onca temasın kurumsallaşması ile oluşmuş bir kürsüyle olmasıydı. Mümtaz Soysal o kürsüde bir geleneği başlatmış, taşımış ve sürdürmüş büyük hocaydı.

Saygıyla…

 

 

Enis Berberoğlu Olayı ve Yeniden Canlanan Yasama Dokunulmazlığı

Tolga Şirin

Geçtiğimiz hafta 16. Yargıtay Ceza Dairesi, tutuklu milletvekili Enis Berberoğlu’nun yeniden milletvekili seçilmesi üzerine ileri sürülen yargılamanın durması talebinin reddine karar verdi. Söz konusu karar, bünyesinde, anayasa hukuku yönünden oldukça sorun barındırıyor.

Kararın konusu, ikisi Anayasa’nın 83’üncü maddesinde, biri Anayasa’nın geçici 20’nci maddesinde yer alan üç farklı kuralla ilgili. Söz konusu hükümlerden uzun alıntılar yapmak, kafa karışıklığı yaratabileceği için olaya özgü olarak kuralları şu şekilde sadeleştirerek aktaracağım:

Kural 1: “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” (md. 83/2)

Kural 2: “Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.” (md. 83/4)

Kural 3: 20/05/2016 tarihinde maddede sayılan mercilerde yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyası bulunan bir milletvekili için Kural 1 uygulanmaz.  (Geçici madde 20/1).

Enis Berberoğlu, Kural 3’ün ifade ettiği milletvekillerinden biridir. Bu nedenle Kural 1, kendisine önceki yasama döneminde uygulanmamıştır. Ancak yeniden yapılan seçimler, Kural 2’yi gündeme getirmiştir. Kural 2 hâlâ yürürlüktedir ve istisna içermemektedir. Türev kurucu iktidar, eğer bu kurala da istisna getirmek isteseydi bunu da açıkça yazardı. Dolayısıyla Kural 2’nin uygulanmaması için bir neden yoktur.

Bu konu, üzerine başka söz söylemeyi gerektirmeyecek kadar açıktır. Bununla birlikte unutulmaması gereken bazı ek vurguları öne çıkartmak gerekirse;

Birincisi; milletvekili dokunulmazlığının serbest seçim hakkı ile ilgili olduğu akılda tutulmalıdır. Anayasa’nın 13’üncü maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik “sınırlamalar, Anayasanın sözüne aykırı olamaz.” Anayasa’nın sözünde yer almayan ve herhangi bir hak ve özgürlüğün korunması için haklılaştırılamayan bir sınırlama, yorum yoluyla üretilemez.

İkincisi; tarihsel yorum bağımsız bir yorum kuralı olmasa da tamamlayıcı bir yorum kuralıdır. Anayasa’nın Kural 2’de yer alan sözü nettir. Bu netlik, kararda karşı oy kullanan yargıç Yusuf Hakkı Doğan tarafından da Kural 3’ün yürürlüğe girdiği dönemdeki Adalet Bakanı ve TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu başkanının “tekrar seçim olması durumunda seçilenlerin, dokunulmazlıklarını yeniden kazanacakları” yönündeki ifadelerine atıf yapılarak tarihsel yorumla tamamlanmıştır. Dolayısıyla karar sözel yoruma olduğu kadar tarihsel yoruma da aykırıdır.

Üçüncüsü; bu usulü sorun noktalar bir yana, Mahkeme’nin tutuklama koşullarına ilişkin değerlendirmesinde Anayasa Mahkemesinin kararları ışığında vermesi de bir zorunluluk olduğu akılda tutulmalıdır. Bu bakımdan somut olayda Anayasa Mahkemesinin bu olayla ilişkili Erdem Gül ve Can Dündar kararı ve milletvekili sıfatıyla ilişkili Mehmet Haberal kararı ve Mustafa Ali Balbay kararının dikkate alınması ve Enis Berberoğlu’nun durumunun bu kararlardaki tespitlerden ayrılan yönlerine açıklık kazandırılması, bu mümkün değilse tahliyeye karar verilmesi gerekmektedir.

Not: Doktrinde aynı yönde çok değerli iki yorum yapıldı. Prof. Dr. Kemal Gözler’in yorumuna şu linkten ulaşılmaktadır. Prof. Dr. Fazıl Sağlam’ın yorumu ise şu linkten indirilebilir.

Yazının linki

DEMOKRASİ VE ANAYASA BAKIMINDAN HALKOYU

Friedrich Ebert Stiftung, Önce Demokrasi, SODEV ve Anayasa-Der olarak düzenlediğimiz, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Ercan Karakaş’ın katılımıyla düzenlediğimiz

DEMOKRASİ VE ANAYASA BAKIMINDAN HALKOYU 

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.
22 Nisan 2017, Saat 18.30 – 19.30

tuyap izmir

Adana Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

SODEV, ÖNCE DEMOKRASİ GİRİŞİMİ, ANAYASA-DER olarak, 10. Çukurova Kitap Fuarı’nda düzenleyeceğimiz 

ADANA ANAYASA TARTIŞIYOR

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.
07 Ocak 2017, Saat 16.30 – 18.45

birgun

Haydarpaşa Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi Önderliğinde Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği, Marmara Hukuk Kulübü, Genç Hukukçular ve Haydarpaşa Kültürü  destekleri ile

HAYDARPAŞA ANAYASA TARTIŞIYOR

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

21 Aralık 2016, Saat 13.00 – 16.00

HaydarpasaAnayasaTartisiyor

 

 

Anayasal Geleceğimiz

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi Önderliğinde Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği, Kadıköy Sivil Toplum Örgütleri ve Kadıköy Belediyesi destekleri ile

ANAYASAL GELECEĞİMİZ

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

07 Aralık 2016, Saat 19.00 – 22.30

 

 

AnayasalGelecegimiz

 

Çanakkale Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi Önderliğinde Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği, Çanakkale Sivil Toplum Örgütmedi ve Çanakkale Belediyesi destekleri ile

“ÇANAKKALE ANAYASA TARTIŞIYOR”

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

26 Kasım 2016, Saat 14.00 – 17.00

 

canakkaleetkinlik

 

 

TÜYAP Kitap Fuarı Paneli

OnceDemokrasi

ÖNCE DEMOKRASİ GİRİŞİMİ, SODEV ve ANAYASA-DER’in TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında 12 Kasım’da gerçekleştirecekleri panele katılımınız bizleri mutlu edecektir… 

 

 

birgun

 

 

Türkiye’nin Anayasa Gündemi Paneli

murcir

ÇARŞAMBA PANELİ

“TÜRKİYE’NİN ANAYASA GÜNDEMİ”

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

 

Sayı : B

 

İzmit Anayasa Tartışıyor Paneli

OnceDemokrasi

HUKUK VE SİYASET SÖYLEŞİLERİ  – II

“YENİ ANAYASA SÖYLEMİ: GERÇEK VE SANAL GÜNDEM ”

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

 

hukuk_ve_siyaset_söylesileri_ekim

 

 

Sarıyer Anayasa Tartışıyor Paneli

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi ve Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği’nin Sarıyer Sivil Toplum Temsilcileriyle birlikte düzenlediği 9. Etkinlik 

“SARIYER ANAYASA TARTIŞIYOR”

Konulu Panele katılımınızdan memnuniyet duyarız.

 

sariyerpanel

 

 

Ankara Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi, Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği, Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği, Sosyal Demokrasi Derneği ve TESAV ile Birlikte 8. Etkinliği

“ANKARA ANAYASA TARTIŞIYOR”

Konulu Paneline Davet Eder

ankaraanayasatoplanti

 

 

Zonguldak Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi


Önce Demokrasi Girişimi
’nin Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği ve Zonguldak Sivil Toplum Örgütleri ile birlikte düzenlediği

“Zonguldak Anayasa Tartışıyor” konulu 7. etkinliğine katılımınızından onur duyarız.

 

zonguldaanayasadavetiye

Mersin Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi


Önce Demokrasi Girişimi
’nin Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği ve Mersin Sivil Toplum Örgütleri ile birlikte düzenlediği

“Mersin Anayasa Tartışıyor” konulu 6. etkinliğine katılımınızından onur duyarız.

 

 

anayasaderpanel24eylul

Üsküdar Anayasa Tartışıyor

OnceDemokrasi

Önce Demokrasi Girişimi’nin Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği ve Üsküdar Sivil Toplum Örgütleri’yle birlikte düzenlediği Üsküdar Anayasa Tartışıyor konulu 4. etkinliğimize katılımınızdan onur duyarız.

PanelDavetiAnayasaDer

 

Önce Demokrasi Girişimi “Önce Anayasal Demokrasi” Çağrısı Yapıyor

BM Dünya İnsancıl Zirvesi: Çevre Hukukçularının Uluslararası Buluşması

Derneğimizin Yeni Yayını “Türkiye’nin Anayasa Gündemi” İsimli Kitap Çıktı

yeni-anayasa-kitabi

Türkiye’nin Anayasa Gündemi

Anayasa Hukuku Derneği’nin yeni yayını Türkiye’nin Anayasa Gündemi 66 soruya verilen 27 uzman tarafından yanıtlardan oluşuyor.

“Devlet anayasa ile doğar ve anayasa ile yaşar” deyişi, çağdaş devletlerin “anayasal düzen” kavramı ile tanımlandığını da ortaya koyar. Bu deyiş ve tanım, 1921 Anayasası ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti için haydi haydi geçerli. Anayasal düzen, askerî darbe ve müdahale yoluyla zaman zaman kesintiye uğramış olsa da şu iki özellik kayda değer: İlki, yeni bir anayasal düzen kurma hedefi; ikincisi ise geçiş döneminin elden geldiğince düzenleyici kurallar eşliğinde sağlanması.

TBMM’deki farklı siyasal çoğunlukların sürekli değiştirdiği ve gözden geçirdiği 1982 Anayasası, yürürlükte kaldığı sürece herkes için “bağlayıcı ve üstün” hukuk normu. Ne var ki, özellikle Ağustos 2014’te cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte “fiili durum” kavramı sıkça kullanılmaya başladı. Oysa bir hukuk devletinde sadece hukuki durum (de jure), anayasal düzen ile örtüşür; anayasa dışı uygulamalar (de facto) kabul edilemez.

Bu ortak yapıt, de jure ve de facto ayrımı çerçevesinde yayılan bilgi kirliliği eşliğinde, siyasal rejimler üzerine toplumda yaratılmak istenen algı operasyonu karşısında uzmanların, “anayasa kamuoyu”nu doğru ve gerçek bilgiye yönlendirme çabası…

Bu özelliğiyle kitap, başta seçilmiş siyasetçiler olmak üzere bütün yurttaşlara hitap ediyor. Anayasa yoluyla geleceklerinin ipotek altına alınmaması için özellikle gençlerin okuması gereken bir eser…

İletişim yayınlarından çıkan kitap hakkında daha fazla bilgiye şu adresten ulaşılabiliyor: http://www.iletisim.com.tr/kitap/turkiyenin-anayasa-gundemi/9287#.V0tSUsd2lmA

Kitapta yer alan bölümler 

Anayasa nedir? Anayasacılık nedir?
Türkiye anayasacılık bakımından nasıl değerlendirilebilir?
Anayasalar neden yazılır ve neden değiştirilir?
Anayasada denge ve denetim ne anlama gelmektedir?
En iyi anayasa kısa anayasa mıdır?
Siyaset bilimi açısından iyi bir anayasayı belirleyen nedir?
Siyasal rejim ve siyasal sistem kavramları arasında nasıl bir ilişki vardır?
Başlıca siyasal rejimler hangileridir?
Siyasal rejim tartışması ile insan hakları arasında nasıl bir ilişki vardır?
İnsan hakları nedir, ne işe yarar?
İnsan hakları olmadan gelişme olur mu?
İstikrar ne anlama gelir?
Demokratik bir anayasa neden demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur?
Parlamenter rejim nedir?
Parlamenter rejimin temel mantığı hangi esaslara dayanmaktadır?
Avrupa “demokrasi modeli” parlamenter rejime mi dayanmaktadır?
Avrupa demokrasi modeli ile Türkiye arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?
Başkanlık rejimi nedir?
ABD siyasal rejiminin işleyişini belirleyen öğeler nelerdir?
ABD başkanlık rejimi Türkiye’ye uygulanabilir mi?
Federal olmayan bir başkanlık ne anlama gelir?
Meksika modeli ne anlatmaktadır?
Başkanlık rejimi “diktatörlüğe” nasıl dönüşür? Örnekleri nelerdir?
Başkanlık rejimiyle yönetilen istikrarlı demokrasi sayısı kaçtır?
Fransa’da yarı başkanlık rejimini belirleyen temel öğeler nelerdir? Bu rejimin olumlu yönleri ve zaafları nelerdir?
Portekiz yarı başkanlık rejimi, nasıl bir gelişim çizgisini yansıtır ve başarımı nedir?
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi parlamenter rejimle bağdaşır mı?
Parlamenter rejim istikrarsızlık yaratır mı?
Koalisyon hükümetlerinin demokratik rejimlerde yeri nedir?
Koalisyon hükümetleri istikrarsızlık kaynağı mıdır?
Parlamenter rejimin işletilmesi nasıldır ve bu işleyişte öne çıkan öğeler nelerdir?
Esneklik bakımından parlamenter rejim ile başkanlık rejiminin karşılaştırılabilir mi?
Esneklik bakımından parlamenter rejim ile yarı başkanlık rejiminin karşılaştırılabilir mi?
Anayasal ödünç alma nedir?
Fransa modeli Türkiye’ye ne ölçüde uygulanabilir?
Siyasal rejim kişiye özgü olabilir mi?
Yargı bağımsızlığı için asgari standartlar nelerdir?
Anayasa Mahkemesi bir vesayet kurumu mudur?
Anayasa Mahkemesi olmadan da ülke yönetilir mi?
Siyasal rejimler ve yargı bağımsızlığı arasında nasıl bir ilişki vardır?
Osmanlı-Türk anayasal geleneğinde başkanlık rejimine yer var mı?
1982 Anayasası nasıl bir siyasal rejim öngörmektedir?
Türkiye’deki anayasal gelişmeler ışığında güncel anayasal sorunlar nasıl ele alınmalıdır?
1982 Anayasası geçirdiği değişikliklerle ne ölçüde başkalaşıma (metamorfoza) uğramıştır?
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu ne anlama gelmektedir?
Türkiye’de otoriter/totaliter bir yönetimden bahsedilebilir mi?
“Fiilen başkanlık sistemine geçmek” ne anlama gelmektedir?
Cumhurbaşkanı, bakanlar kuruluna başkanlık edebilir mi?
2007 anayasa değişikliği hükümet sistemini yarı başkanlık hükümet sistemine dönüştürmüş müdür?
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, sistemi dönüşüme uğratmış mıdır?
1982 Anayasası’nın kazanımları ile olası bir yeni anayasa arasında nasıl bir ilişki kurulmalıdır?
En iyi anayasa çoğunluğun yaptığı anayasa mıdır?
Yeni anayasa arayışında yönteme ilişkin öncelikler nelerdir?
Yeni anayasa arayışında içerikle ilgili öncelikler nelerdir?
İlk üç maddenin değiştirilemezliği aşılamaz bir “sorun” mudur?
Anayasa katı üniter yapının gevşetilmesine izin vermiyor mu?
1982 Anayasası’nın “değişmesi gereken hükümleri” nelerdir?
“Türk tipi başkanlık” ne anlama gelmektedir?
Türkiye parlamenter rejim ile yönetilebilir mi?
Çift meclis tercihi Türkiye için savunulabilir mi?
Parlamenter rejimi etkili kılmaya yönelik düzenlemeler neler olmalıdır?
Muhalefetin anayasal statüsü nasıl düzenlenebilir?
Merkeziyet/ademimerkeziyet ilişkisi düzenlenirken hangi ölçütler esas alınmalıdır?
Anayasada ademimerkeziyetin istisna değil kural olmasının önündeki engeller nelerdir? Gelişmiş ülkelerde bu engeller neden ve nasıl bertaraf edilir?
Ademimerkeziyetin önündeki engelleri aşmak amacıyla yapılması gereken düzenlemeler hangileri olabilir?
Anayasa “toplumun özgeçmişi” olabilir mi?

Anayasa Hukuku Dergisi’nin Sekizinci Sayısı Yayımlandı

anayasa-hukuku-dergisi8-kopya

 

 

ANAYASA HUKUKU DERGİSİ’NİN 8’İNCİ SAYISI YAYIMLANDI

ANAYASA HUKUKU DERGİSİ JOURNAL OF CONSTITUTIONAL LAW REVUE DE DROIT CONSTITUTIONNEL

Cilt: 4/Sayı 8 Volume: 4/Issue: 8 Yıl/Year: 2015

(Tübitak Hukuk Veritabanında Dizinlenmektedir)

 

MAKALELER/ ARTICLES

Legal and Political Aspects of Constitutional Changes in Georgia – Mariam Jikia

Gürcistan’daki Anayasal Değişikliklerin Hukuki ve Siyasi Boyutları – Mariam Jikia Çeviren/Translated by: Sezen Kama

Inventer la Paix Apres un Demi-Siècle du Conflit Armé Étude Sur les Discours de la Justice Transitionnelle en Colombie Luis-Miguel Gutierrez Ramirez

Yarım Asırlık Silahlı Çatışmanın Ardından Barışı Yaratmak Kolombiya’da Geçiş Adaleti Tartışmaları Üzerine İnceleme Inventing the Peace After a Half-Century of Armed Conflict Study on the Transitional Justice Discourses in Colombia Luis-Miguel Gutierrez Ramirez Çeviren/Translated by: Serkan Köybaşı

İhas’a Ek 15 ve 16 No.lu Protokollere İlişkin Genel Gözlemler General Observations on Protocols No. 15 and 16 to the ECHR – Abdullah Sezer

Yüksek Seçim Kuruluna İlişkin Güncel Anayasal Tartışmalar Current Constitutional Debate Regarding the Supreme Election Board – Nihan Yancı Özalp

Eşcinsel Birlikteliklerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde Tanınması The Recognition of Same-Sex Relationships within the Framework of European Convention on Human Rights – Emre Birden

Latin Amerika Başkanlık Sistemlerinden Bir Örnek: Bolivya’da Başkanlık Sistemi As an Example of Presidential Systems in Latin America: The Bolivian Presidential System Sinem Şirin

KARAR İNCELEMELERİ/ REVIEWS OF DECISIONS/JUDGEMENTS

Artık Ankara’da Anayasa Mahkemesi Var! There is a Constitutional Court in Ankara Now! Mesut Gülmez

KİTAP TANITIMLARI / BOOK REVIEWS

Mesut Gülmez, Sosyal Haklarsız ‘Yeni’ Anayasa mı? Eleştirel Gözle Emek ve Sermayenin Önerileri Mesut Gülmez, A ‘New’ Constitution Without Social Rights? Suggestions from Labour and Capital Through a Critical View – İbrahim Ö. Kaboğlu

Sevtap Yokuş, Türkiye’de Çatışma Çözümünde Anayasal Arayışlar Sevtap Yokuş, Constitutional Pursuit for Handling Conflicts in Turkey – İbrahim Ö. Kaboğlu Duygu Şimşek Aktaş

ANAYASA HABERLERİ / CONSTITUTIONAL NEWS

Akademisyenlerden Anayasal Kurumlara Çağri: Cumhurbaşkani Seçimlere Gölge Düşürüyor!

Rojava Toplumsal Sözleşmesi’ne Genel Bir Bakış A General Overview of the Social Contract of Rojova – Begüm Yıldız

“Pasifist” Japonya’da Militarist Milliyetçilik İnşa Edilirken… As Militarist Nationalism is Building up in“Pacifist” Japan… – Tolga Şirin

Mahkeme’nin Dostlarından “İç Güvenlik Yasası” Uyarısı: Anayasa Mahkemesi’ne Sunulan İlk Amicus Curıae Raporu Kabul Edildi First Amicus Curiae Brief before the Constitutional Court – Erkan Duymaz.

Le Premier Rapport Amicus Curiae Devant la Cour Constitutionnelle – Erkan Duymaz

2015’te İHAM’ın Türkiye’ye Karşı Verdiği İhlal Kararları ve Türkçe Özetleri Judgments and Decisions Given by the ECtHR Against Turkey in 2015 and Their Summaries In Turkish – Benan Molu.

Bu Ortamda Anayasa Yapılamaz: Barışın Tesis Edilmesi, Yol Temizliği ve Demokratikleşme Şarttır

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 67. Yılında Türkiye’de Siyasal İfade Özgürlüğü

“Önce Demokrasi: Anayasacılar Öneriyor Halkımız Tartışıyor” Paneli 11 Haziran 2016’da Kartal’da

anayasa-afis

“Önce Demokrasi: Anayasacılar Öneriyor Halkımız Tartışıyor” Paneli 11 Haziran 2016’da Kartal’da Yapılacaktır

Anayasa Hukuku Derneği 11 Haziran 2016 tarihinde Saat:14.00’da Bülent Ecevit Kültür Merkezi Nikah Salonu’nda Kent Kültürü ve Demokrasi Derneği ve Kartal Hukukçular Derneği ile birlikte ÖNCE DEMOKRASİ / “ANAYASACILAR ÖNERİYOR, HALKIMIZ TARTIŞIYOR” başlığıyla panel düzenleyecektir. Toplantı herkesin katılımına açıktır.

Konuşmacılar:

Prof. Dr. İbrahim Ö. KABOĞLU (Marmara Üniversitesi)

Prof. Dr. Sultan Uzeltürk (Yeditepe Üniversitesi)

Yrd. Doç. Dr. Tolga ŞİRİN (Marmara Üniversitesi)

Yrd. Doç. Dr. Didem YILMAZ (Bahçeşehir Üniversitesi)

Adres: Bülent Ecevit Kültür Merkezi –  Kordonboyu Mah. Ankara Cad. No: 142 Kartal, 34860 İstanbul

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği – Genel Kurul Duyurusu

Barış eylemine yapılan saldırının sorumluları cezalandırılsın!

Anayasa-Der ve TCHD’nin Anayasa Mahkemesi’ne Sunduğu Amicus Curiae Raporu Haberleştirildi

Akademisyenlerden Anayasal Kurumlara Çağrı

Call from acedemics to the institutions that have the duty to implement the Constitution

Anayasa Hukuku Dergisi’nin Yedinci Sayısı Çıktı!

İç Güvenlik Yasası Hakkında “Mahkemenin Dostu” Raporu

GSÜ Hukuk Fakültesi Bülent Tanör anısına Türkiye’nin Temel Anayasal Sorunları sempozyumu düzenliyor

Anayasa-Der, Uluslararası Anayasa Hukuku Derneği’nin üyesi oldu

Anayasa-Der: İnsan Hakları Aktivistlerine Yönelik Politik Amaçlı Baskılara Son Verilmelidir!

sebnem-korur-fincanci-ahmet-nesin-ve-erol-onderoglu-tutuklandi-151270-5

 

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği olarak Türkiye’de ifade özgürlüğü konusundaki kötüye gidişi ve bu çerçevede yargı bağımsızlığının tahrip edilmiş olmasını kaygıyla takip etmekteyiz.

Geçtiğimiz aylarda, ülkemizin birikimini temsil eden akademisyenler, hükümeti eleştiren bir bildiri kaleme aldıkları için soruşturmalara tabi tutulmuş ve bazıları özgürlüklerinden mahrum bırakılmışlardır. Yine ülkemizde kamuoyunun yakından tanıdığı bazı gazeteciler vahim bir katliamla ilgili sanatsal gönderme içeren bir karikatürü köşelerinde paylaştıkları için cezalandırılmış, Kürt sorunu konusunda eleştirel yaklaşım geliştiren yayın organlarının yöneticileri ve gazetecileri hakkında açılan soruşturmalar yoluyla basın özgürlüğü üzerinde baskı kurulmuştur.

Son olarak, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı, Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye temsilcisi, gazeteci/yazar sıfatlarına sahip çok değerli insan hakları aktivistleri, Özgür Gündem gazetesi için başlatılan dayanışmaya destek olmak amacıyla bir günlüğüne bu gazetede nöbetçi genel yayın yönetmenliği yapmalarının ardından, “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanmışlardır.

Bu son olay, ülkedeki genel durumdan ayrı düşünülemez ve Türkiye’deki “insan hakları savunucularına sert davranma politikasının parçasıdır.” Gazeteciler, akademisyenler ve genel olarak insan hakları savunucuları hakkında açılan bu soruşturmalar ve tutuklamalar, suçla mücadele amacı taşımamaktadır. Aksine, Türkiye’de insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi değerlere sahip çıkan ve hükümetin politikalarını eleştiren kişileri cezalandırma ve bu yönde düşünenleri caydırma amacı taşımaktadır. Söz konusu soruşturma ve tutuklamalar, haber ve muhalif  düşüncelere karşı uygulanan politik amaçlı tedbirlerdir.

Hükümetten insan hakları savunucularına karşı uyguladığı bu politikalardan vazgeçmesini, politik amaçlı soruşturma ve tutuklamalara son vermesini, devletin uluslararası taahhütlerine uygun olarak, insan haklarına saygılı, demokratik bir toplum düzeninin gereklerini yerine getirmesini talep ediyoruz.

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği